Alternatif rock sahnesinin sevilen ismi Mojave’nin ilk albümü Kandırma Kendini 9 Mayıs’ta tüm dijital platformlarda yerini aldı!
Mojave 2020’den beri yayınladığı şarkılarıyla hayatımızda olan bir grup. Bu sene ise ilk uzunçalar albümleri Kandırma Kendini’yi yayınladılar. Dinlerken yarıda bırakmanın mümkün olmadığı Kandırma Kendini, içinde bulunduğumuz zamanda ve gerçeklikte genç olmayı çok başarılı bir şekilde anlatıyor. Şarkılarda birçok insanın hislerini içten ve yalın sözlerle ve inanılmaz bir enerjiyle ifade ederken dinleyenlere etkileyici bir müzik dinleme deneyimi sunuyorlar. Biz de Mojave ile albüm partisinden önce bir araya geldik ve şarkıları gibi havalı ve samimi grup üyelerine sorularımızı yönelttik. Onlar da nezaketle ve içtenlikle sorularımızı cevapladılar. Sizleri bu keyifli röportajla baş başa bırakmadan önce albümün lansman konserinin 29 Mayıs’ta olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Doya doya şarkılara eşlik etmek ve dans etmek isterseniz detaylı bilgiye Mojave’nin Instagram hesabından ulaşabilirsiniz.
Hoş geldiniz, nasılsınız?
Enes Cihan Güvenç: Çok iyiyiz. Albümümüz çıktı, mutluyuz, duyguluyuz. Bugün de albümümüzün lansman partisini yapacağız. Mayıs sonunda albümün lansman konseri olacak. Bu nedenle mayıs ayı bizim için çok heyecanlı geçecek.
Çok sevindim. Bunların hepsini konuşacağız ama önce şunu açıklığa kavuşturalım istiyorum, isminiz nasıl okunuyor?
E: Şimdi bu California’da bir çöl ismiymiş…
Can Doğu Baykan: Uluç bir şarkıda görmüş, beğenmiş, sonra da grubun adı oldu. (Gülüyoruz)
E: Normalde “mo-ha-ve” ya da “mo-ha-vi” diye okunuyor. Ama biz artık “mo-ja-ve” diyoruz. Zaten insanlar da Mojave diyor. İkisi de olur ama.
Peki sizin Mojave’ye kadar olan müzikal yolculuğunuz nasıldı?
E: Benim müzik yapmaya başlamam çok geç oldu. İlk defa sahneye çıktığımda 18 yaşındaydım. Ondan önce evde kendi kendime gitar çalıp şarkı söylüyordum; ama aşırı amatör şekilde. Doğru düzgün konsere de gitmezdim hatta. Ama Uluç mesela çocukluğundan beri piyano klavye çalıyor. Onun müzikal geçmişi daha eskiye dayanıyor. Keza Can da öyle. O da çocukluğundan beri gitar çalıyor. Lisede müzik yarışmalarına katılmış. Ben onlara göre daha geç atıldım bu işe.
Bir araya gelmemiz de şöyle oldu, ben lise sonda Uluç’la tanıştım. Biz Uluç’la bir projeye başladık. Hiç yayınlamadığımız birkaç demo yaptık. Sonra o proje kendi içinde bitti. İkimiz de ayrı gruplarda çalmaya başladık. Can’la da 2018’de üniversitede tanıştık. Uluç’la konuştum, Can diye bir arkadaşım var, tekrar birleşip beraber şarkı yapmaya başlasak mı, diye. İkisi de olur dedi. İsim aradık, bulamadık. Önceden olan Mojave ismi kalsın dedik. Grubu kurup üretim yapmaya başlamamız da 2019 civarı oldu.
İlk albümünüz Kandırma Kendini 9 Mayıs’ta yayınlandı. Nasıl hissediyorsunuz, albümlü bir grup olarak?
Uluç Beykoz: Gerçekten bir müzisyen gibi hissediyorum. Ben de bir sanatçıyım, ben de bu piyasada varım, demek gibi bir şey albüm.
C: Öncekiler teaser gibiydi. Şimdi gerçekten bir şey yapmış gibi hissediyorum. Kısa filmlerin ardından ilk defa film çeken bir yönetmen gibi.
E: Müzikal doyum açısından bir adım daha ileri gittik aslında. Albüm prestijli bir şey. Hem hikayesiyle hem de birçok farklı parçanın bir bütünü oluşturmasıyla çok değerli, çok kıymetli bir olay.
Albümün ismi neden Kandırma Kendini?
E: Albümde birinin yaşamış olduğu depresyonları ayrılık sonrası acılarını anlatıyoruz. O kişinin bütün bunların bir hata olduğunu, bir delüzyonun içinde olduğunu anlaması üzerine kendisine söylediği söz aslında, kandırma kendini. Yaşadıklarının hata olup olmadığını sorguluyor. Albümün kapanış şarkısı da Hatalarla Dolu zaten. “Hatalarla dolu bir yol mu seçtim ben?” diye kendisine soruyor. Bütün yaşadıklarını hata olarak gördüğü için de “Kandırma kendini.” diyerek bu durumu taçlandırıyor.
Albümde kimlerle çalıştınız?
C: Biz çok fazla kişiyle çalışmıyoruz aslında bizim dışımızda Ozan Çanak ve Deniz Ağan vardı. Ozan’la tanışmadan önce her şeyi kendimiz yapmaya çalışıyorduk. Sonra Ozan’la tanıştık, o bizim prodüktörümüz oldu. Bize çok destek oldu. Deniz Ağan da aynı şekilde. Tabi ki destek olan başka arkadaşlarımız da oluyor ama müzikal anlamda net bir şekilde böyleyiz. Mojave ve No:5 Stüdyoları.
İkisini de deneyimlediniz, single ve albüm yaratım süreçlerinin nasıl farkları vardı?
C: Albümden önce hiç bir bütünlük içinde çalışmamıştık. Singleda güzel gelen bir fikir buluyorsun, belki içi o kadar dolu olmuyor bile. Sen sonra onu doldurmaya çalışıyorsun. Ama albüm yaratım süreci şarkılarla bir hikaye yazmaya çalışmak gibiydi.
E: Albüm yaparken bir kampa giriyorsun aslında. 3-4 ay boyunca sadece ona odaklanıyorsun. Single üretim süreci daha dağınık. Bazı noktalarda daha bireysel olabiliyor. Bu kadar bütün duyulmuyor. One shot olduğu için üstüne o kadar da düşmüyorsun. En büyük fark bu.
Peki şarkıları yazarken albüm için yapıyoruz şeklinde mi yazdınız?
U: Evet albüm yapacağız diye girdik, 20-30 tane şarkı yaptık. Bunlar da en iyi 10’u.
Hangi noktada tamam artık albüm yapmamız gerekiyor dediniz? Biz kırılma anı var mı?
C: Biz hep istiyorduk aslında. Sadece o olgunluğa erişmemiz gerekiyordu. Birkaç single denedik, birazcık kendimizi bulduk. Sonra da hadi yapalım, dedik ve yaptık. Doğal gelişen bir şey oldu.
Albümün yapım sürecinin belgeseli çekildi, bugün de burada izleyeceğiz…
U: Belgesel değildir. (Gülüyoruz)
E: Evet bizim belgesel çeken arkadaşımız AYIGALİP bunun belgesel olmadığını söylüyor. Biz de buna saygı duyuyoruz çünkü başka bir çaremiz yok, o çekti.
C: O “stüdyo günlükleri” demeyi tercih ediyor. Biz de mecburen suyuna gidiyoruz.
E: Ne olduğuna sen kendin karar verirsin izlerken. Komik birkaç an aslında.
Peki bunu yayınlayacak mısınız?
C: Evet, bir gün aniden Youtube’a yükleyebiliriz.
Albümün single seçimlerini çok başarılı buldum çünkü benim en sevdiğim 4 şarkının 3’ü single olarak yayınlanmış şarkılar oldu.
E: Single seçimleri için bayağı zıt düşündüğümüz noktalar oldu bu arada. Ama genel olarak uyumluyduk. Dört şarkının ikisi üçü ortaktır herhalde.
U: Ben bir tek Halim Yok’u koymayalım diye çok ısrar ettim. Yalvardım, ağladım. (Gülüyoruz) Ama beni dinlemediler. Onun yerine Son Çıkış’ı istiyordum ama diğerleri aynıydı.
Sizin öne çıkacağını düşündüğünüz şarkı hangisiydi?
C: Bi’ Sözüne Bakar.
U: Benim aslında isteğim Son Çıkış olurdu tabi ki. Ama Yine De Beklerim’in öne çıkacağını düşünüyorum.
Siz 2020’den beri şarkılarınızı yayınlıyorsunuz. İtina, Keyfim Yerinde falan daha çiğ duyulan, daha elektrikli, daha rahatsız edici şarkılar. Albümde daha pürüzsüz akan bir sound var. Bu farklılık “Artık böyle yapacağız” gibi bilinçli bir kararla mı oluşturuldu, yoksa siz büyüdükçe kendinizi ifade etme şekliniz değişti ve böylece farkında olmadan mı bu hale geldi?
E: İkisi de oldu. Demin olgunluktan bahsettik ya, bu bir olgunluğa erişme durumu. Yıllar geçtikçe deneyim kazanıyoruz. Eski şarkılarımız, bizim kendimizi çok bulamadığımız zamanların ürünleri.
U: Albüm yapmanın da etkisi bu aynı zamanda. Az önce konuştuğumuz gibi single yapınca belki tek başına sadece havalı bulduğun bir fikirden yola çıkıyorsun, sonra o fikre yükleniyorsun. Albüm daha uzun olunca bir şarkıda yapamadığın fikri başka bir şarkıda yapabiliyorsun. O akıcılığı, o pürüzsüzlüğü, sadelik ve daha seçici olmak sağlıyordur. Bir de albümde bazı şeyleri kendi içinde konuşturmaya çalışıyorsun. Atıyorum bir şarkıda yapılan hareketi başka bir şarkının şurasında da yapalım, diyorsun. Şarkılar arasında köprü kurulmuş oluyor. Böylece daha güzel akıyor.
Sizin dinleyicileriniz ağırlıklı olarak gençler ve genç yetişkinler. Sizin için yetişkin hayatı nasıl bir şey?
U: Yetişkin hayatı çok kötü ya. Hepimizin bir de kurumsal işi var mesela. Hafta içi sabah 9 akşam 6 işteyiz. Bazen akşamları oradan çıkıp provaya gidiyoruz. Günün yarısında müzisyeniz yarısında beyaz yakalıyız. İkisi arasındaki uçurum o kadar büyük ki bazen tokat gibi vuruyor. Provaya girdiğinde ne yaptığını şaşırıyorsun.
C: O çok değil de sahnenin ertesi günü işe gitmek falan çok kötü mesela.
İkisinin bir arada olması sizi kafanızın içinde çıkmaza sokan bir şey değil mi peki?
C: Hayır aksine bence hayata bağlayan bir şey müzik.
E: Aynen, müzik olmasa kafayı yerdim herhalde.
U: Müzik olmasa haftanın 5 günü halısaha yapardım büyük ihtimalle. (Gülüyoruz)
C: Ben müzik olmasa bu kadar çalışmazdım herhalde. Müzik için çalışıyormuşum gibi geliyor. Para kazanma motivasyonumu müziğe para yatırabilmek veriyor.
İlk şarkınız Neden Böyle 5 yıl önce yayınlandı. 5 yılda müziğe yaklaşımınızda neler değişti?
C: Müziğe yaklaşımımız çok daha doğal bir hal aldı bence. Neden Böyle zamanımızda daha kasıntı bir şey yapıyorduk. Kafamızda bir imaj vardı belki, ona bürünmeye çalışıyorduk. Sonra gitgide kendimizi bulduk. Eğlendiğimiz müziği, eğlendiğimiz tarzda yapmaya başladık. Başka bir şey de umurumuzda olmadı açıkçası.
U: O rahatlık hissediliyor aslında albümde. Rahat rahat girdik çaldık. Bazı kayıtlar tek kayıt, girdik çıktık. Toplamda 6-7 günde albüm kayıtlarını bitirdik. Neden Böyle, biraz da yerine oturmayan bir lego gibiydi.
C: O zamanlarda çok küçüktük zaten, hiçbir şey bilmiyorduk. Havalı bulduğumuz şeyleri yapmaya çalışıyorduk. Şimdi artık her şeyi daha basit tutuyoruz ve hoşumuza giden şeyleri yapmaya çalışıyoruz.
Çok merak ettiğim ve çok sevdiğim bir şeyi soracağım şimdi. Aşk Sakızı coverınız… Bu fikir nasıl çıktı?
E: Uluç büyük bir Hepsi fanı. Odasında Hepsi posterleri var. (Gülüyoruz)
U: Ben çocukken çok ciddi Hepsi fanıydım. Çok ciddi ama hiç şakam yoktu. 3. sınıfta yılsonu müsameresinde Yalan coverında dans etmiştim mesela. Fotoğraflarım da var bu arada. Ünlü olunca imzalayıp satabilirim (gülüyoruz).
Ben bayağı seviyordum Hepsi’yi. Baktığın zaman albümlerini hala çok iyi buluyorum. Altyapılar çok iyi, vokaller çok iyi, düzenlemeler çok iyi… Pop kültüründe inanılmaz iki albümleri var. O dönem cover yapalım diye düşünüyorduk çünkü single da çıkarmıyorduk, albümün de henüz kayıtlarına girmemiştik, şarkıları yapmaya bile başlamamıştık hatta. Dedik ki bir cover paylaşalım, live olsun, Spotify’a da atmayalım. Sonra baktık ne yapsak diye…
E: Ben Hadise demiştim. Sonra hepimize Hepsi daha iyi olur gibi geldi.
Konserlerde çalıyor musunuz?
U: Çalmıyoruz. Eskiden çalıyorduk. Ama belki gelecekte yine çalarız.
Konser demişken, 29 Mayıs’ta Babylon’da lansman konseriniz var. Konserleriniz nasıl geçiyor? Çok havalı görünüyorsunuz Instagram postlarınızda.
E: Konserler bayağı iyi geçiyor. Biz de çok enerjik oluyoruz, seyirci de çok enerjik oluyor. İkisi birleşince ortaya çok acayip bir şey çıkıyor. Biz şarkıları yazarken de yaparken de sahneyi düşünerek yapıyoruz. Albümü yaparken de öyle oldu. Hep o enerjiyi içimizde yaşayıp öyle ürettik. O yüzden sahne bizim olmazsa olmazımız.
U: Şarkılardan bir sürü şeyi çıkardık hatta, sahnede yapamayız diye.
C: Albüm yapmayalım sahne yapalım sadece hatta.
E: Çünkü çok acayip bir iletişim var sahnede.
C: Erkan Oğur’un öyle bir lafı vardı biliyor musunuz? Gerçek müziğin canlı dinlediğin şey olduğunu söylüyor. Gerçek müzik bir seferliktir o an dinlersin biter. Kayıttan dinlediğinde esprisi kaçıyor.
E: Öyle gerçekten. Esas olay canlı performanstır. Bu aslında bir iletişim şekli. Biz orada mesajımızı seyirciye iletiyoruz, onlar da alıyorlar. Onlar da bize bir mesaj iletiyor. Ve bu alışverişten de ortaya inanılmaz bir şey çıkıyor. Konserlerin hepsi öyleydi bu arada. Küçük mekan olsun büyük mekan olsun hepsi çok yüksek tempoda geçti.
Kadıköy’de çok tatlı bir müzik komüniteniz var. Bu sayede birinizi dinleyenler diğer sanatçıları da tanıyabiliyor ve bence bu çok güzel bir şey. Böyle bir oluşumun içinde olmak size nasıl hissettiriyor?
E: Güvende hissettiriyor. Çünkü sana destek olan ve senin de destek olabileceğin insanların içindesin. Bir ortak payda var. Yardım duygusu var, destek duygusu var. Konserlerimize gelenler genelde tanıdık simalar oluyor, o insanları görünce tanıyorsun. Çünkü bir o konsere geliyor, bir diğer konsere geliyor. Böyle olunca gerçekten güzel bir oluşum içinde olduğunu anlıyorsun. Üretim sürecinde de bu çevrenin dışına çok çıkmıyoruz. Mesela ben aynı komünitenin içinde başka bir grupta daha çalıyorum. Ya da biz başka birinden destek istiyoruz, yine aynı komünitenin içinde. Sanki kendi kurduğumuz bir kasabadayız, içinde ihtiyacımız olan herkes var, her şey var, biz de yaşayıp gidiyoruz gibi.
U: Gerçekten ait hissettiriyor.
C: Ait hissettiriyor evet. Ve sen halı sahaya da geldin gördün zaten…
E: O da var, evet. Sadece müzik için değil sosyal olarak da birlik halindeyiz.
C: No:5 Futbol Ligi bizim için önemli çünkü çok birleştirici bir şey oldu. Mesela burada yolda yürürken gördüğün ve çok da tanımadığın insanlar oluyor. Onları tanımaya başlıyorsun çünkü halı saha ister istemez sizi yakınlaştırıyor. Ben oradaki herkesi çok seviyorum. Çok güzel bir ekip. Bu da yine Ozan Çanak’ın eseridir, bu arada.
Yavaş yavaş son sorularıma geliyorum. Yine De Beklerim’de “Bir anı çektim uzaklara götüren…” diyorsunuz. Şimdi bir anı çekin uzaklara götüren… Albüm sürecinden olması şart değil, Mojave’ye dair unutamadığınız bir anı.
E: Ben çekiyorum anıyı. İlk verdiğimiz konser diyorum, böylece en garanti cevabı verip sıyrılıyorum.
U: Ben bizim stüdyoyu açtıktan sonra verdiğimiz parti diyorum. Stüdyo açtıktan sonra gerçekten level atladık. Tam bir kilometre taşı bizim için.
C: Ben parti demeyeceğim ama stüdyoyu kurduğumuz anlar demek istiyorum. O panelleri falan tek tek yaptığımız anlar mesela.
E: Ben şeyi hatırlıyorum ya, Can’ın söylediği gibi o panelleri yaparken… Resmen marangozluk yaptık aslında. Bilmiyorum o kadar çok derdimiz yok gibiydi o zamanlar. İnsan büyüdükçe aldığı sorumluluklar artıyor ya hem iş konusunda hem sosyal konularda, o zaman hem bireysel hayatlarımızda hem de ülkede koşullar daha yumuşaktı. O yüzden onu yaparken aşırı sıcak bir aile ortamı vardı. Hala öyle ama o zaman daha çok hissediyorduk.
U: Oraya gidip dümdüz bakmak bile beni duygulandırıyor. O yüzden belki de yaptığımız en güzel şeydir stüdyo.
E: Ev gibi. Mojave’nin evi orası.
Çok güzel anlattınız. Bu aşırı duygu yüklü cevapların ardından şunu sormak istiyorum, izlediğinizde dinlediğinizde sizi çok etkileyen ilk müzisyen kimdi?
C: Ben gitar çalmaya ilk Linkin Park’la başladım.
Aslında çalmaya başlamak değil de dinleyici olduğunuz zamanları soruyorum. Daha utanç verici cevapların olabileceği kadar eski zamanları. Yoksa yoktur bu arada, havalı bir çocuk olabilirsiniz. Ama çok alakasız biri varsa onu duymak isterim.
U: Dinleme konusunda benim Hepsi. Ben çocukken deli gibi Hepsi dinliyordum.
C: Benim rapçi eram olmuştu bir ara, 50Cent dinliyordum. Ve Tokio Hotel dinliyordum çok fazla.
E: Ben çok mainstream dinliyordum. Black Eyed Peas çok severdim, Rita Ora çok severdim.
C: Rita Ora çok geç ya. Çocuk değilsin o zamanlarda (gülüyoruz). Müziğe başlamadan bir sene önce falan Black Eyed Peas dinliyormuş.
E: Ben dedim, çok geç başladım diye. Benim ilk Duman konserine gidişim de 19-20 yaşında falandı.
C: Ben hala gitmedim. Denk gelmedi hiç.
U: Harbi mi? Gidilir ya Duman’a.
Ben de hala gitmedim Duman’a. Yargılamıyoruz bunu lütfen. Peki şu an kimleri dinliyorsunuz?
E: Bizim Can’la aşırı bir The Strokes ve The Voidz sevgimiz var. Uluç The Voidz’u seviyor ama The Strokes’u bizim kadar dinlemiyor. Biz Julian Casablancas’ın fanıyız gibi. Birbirimize sürekli Julian Casablancas edit falan atıyoruz.
C: Bayağı fangirllük var yani. Onun dışında Idles ve Fontaines DC var ortak sevdiğimiz.
E: Zaten bunlar yaptığımız işe de yansıyor. Fontaines, Idles, Viagra Boys…
Ben dün sizin ve Fontaines DC’nin afişini yan yana gördüm Karaköy tarafında.
U: Fotoğrafını çekseydin keşke ya.
C: Bir şey söyleyeceğim, dönünce çeksene (gülüyoruz).
Peki son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı okurlarımıza, dinleyenlerinize?
C: Bu albüm aşırı biziz. Hiç filtre yok, olmaya çalıştığımız bir şey yok. Olduğu gibi biziz. Umarım bizim yaparken aldığımız zevk kadar dinleyiciler de zevk alabilirler.
U: Ve lütfen albümümüzü dinlesinler. Çok uğraştık, her şeyi koyduk ortaya, beş kuruşumuz kalmadı (gülüyoruz). Lansmana da gelsinler, çok güzel olacak gerçekten.
E: Bol bol konsere gelsinler. Bu müziği sadece kayıttan dinlemekle kalmasınlar canlı dinlemek için konsere de gelsinler ve o enerjiyi o şarkıları bizimle birlikte yaşasınlar.
Mojave’ye cevapları için teşekkür ediyoruz. Siz de bu inanılmaz grubun yeni projelerinden ve konserlerinden haberdar olmak için Mojave’yi Instagram hesabından takip etmeyi unutmayın!