Jean-Luc Godard Filmlerinden Derlemeler Sizlerle

Bugün sizlerle Fransız sinemasının öncülerinden olan Jean-Luc Godard‘ın filmlerine bakacağız biraz, tabii şarkılarıyla birlikte. Godard öyle filmler çekiyor ki, kendi adıma konuşayım, izleyip de filmin o inanılmaz akışını kendini bırakmayan bir kişi dahi görmedim.

Filmler derin mi? Evet. İlk izleyişte verilen mesaj benliğinize nüfuz edecek mi? Hiç sanmıyorum. Gelin bu filmlere biraz göz atalım.

1) En bilinen filminden başlayalım: Serseri Aşıklar. Fransızca A Bout De Souffle, İngilizce Breathless diye geçiyor film. Film Michel Poiccard’ın Marsilya’da bir otomobil çalıp bir polis öldürmesiyle başlar. Daha önce birkaç kez birlikte olduğu ve Paris’te bir gazetede stajyerlik yapan genç Amerikalı Patricia’yı bulur.

Bir yandan Michel polis tarafından aranırken bir yandan Roma’ya kaçmak için para bulmaya çalışır. Bu arada Patricia’yı da yanında götürmek ister. Patricia, Michel’in cazibesine karşı koymakta güçlük çeker ve Patricia’nın kararı bir anda tüm olayların gidişatını değiştirir.

Film, Fransız yeni dalga akımını başlatan ilk film özelliğini taşır ve filmde başrolleri Godard’ın gözdelerinden olan Jean Seberg ve Jean Paul Belmando paylaşmakta.

2) Vivre Sa Vie… Hayatını yaşamak anlamına geliyor. Bu filmde Nana aklı bir karış havada talihsiz bir genç kızdır. Henüz 22 yaşındadır fakat evli bir annedir. Nana aktrist olmayı aklına koyarak her şeyi geride bırakıp evden kaçar. Güzel Nana için işler pek yolunda gitmez ve karakterimiz kendini bir noktadan sonra fahişelik yaparken bulur.

Nana’nın hayatını 12 evreye bölerek anlatan ve her bölümde belirlediği temalar üzerinden giden Godard, bazı hikayelerle yer yer belgesel türüne de yaklaşmış.

3) Pierrot Le Fou! Ferdinand,  monoton bir hayat süren biridir ve evlidir. Hatta o kadar monotondur ki  Ferdinand’ın gittiği bir ev partisindeki tüm konuklar, aralarında sosyal diyalog babında, ezberden reklam metinleri okumaktadırlar. Sonra yıllar evvel beraber olduğu, kendisini gizemlice terketmiş, ortadan kaybolmuş kadın ile karşılaşır: Marianne Renoir. Ferdinand eşini ve çocuğunu bırakıp Marianne ile kaçar. Fakat Marianne’ın bir sırrı vardır. Birgün birkaç adam gelir, bir cinayet işlenir ve Marianne tekrar ortadan kaybolur. Geri döndüğünde ise Ferdinand’ı siyasi bir cinayet işlemeye yönlendirir.

4) “Une Femme Est Une Femme” Filmin ismi kadın kadındır anlamına gelmekte. Godard’ın kadın-erkek ilişkilerini derince işleyen, her sahnesiyle sizi şaşırtan, müzikal havasında ve eğlenceli bir filmidir. “24 saat içinde bebek istiyorum” diyen bir kadın ve “Bu kadından çocuk yapmak ister misiniz?” diye soran bir erkek…

Bir gece klubünde dansçı olarak çalışan Angela’nın en büyük hayali bir çocuk sahibi olmaktır. Erkek arkadaşı Emile çocuk istemez ve Angela anne olmayı çoktan kafasına koymuştur. Bunun için Emile’in arkadaşı Alfred’e gider.

5) Le Mepris! Paul Javal isimli bir senarist Fritz Lang’in yeni filmi için bir senaryo yazması için işe alınır. Maddi sıkıntılar nedeniyle hayatını düzene oturtmakta zorlanan Paul, genç ve güzel karısı Camilee’i çok sevmektedir. Homeros’un Odysseia eserinden uyarlanacak olan filmin senaryosu için aldığı sipariş ile bir süre sonra Paul’un hayatı çıkmaza girer.

Le mepris, hor görme ve aşağılama anlamlarına gelir. Le Regret’in babasında bunu açıkça görmekteyiz.

Hiçbir şey ağlayan bir kadın kadar güzel olamaz. Ağlamayan kadınlar aptaldır. Ağlamayan kadınları boykot etmeliyiz. Modern kadınlar erkekleri taklit etmeye çalışıyor.

Abone Ol

Son gelişmeleri e-bülten ile takip edin