Bunu okuyorsunuz:
Alternatif ve Elektronik: Suha | Röportaj #29

Alternatif ve Elektronik: Suha | Röportaj #29

suha, hora

Geçtiğimiz aylarda yeni EP çalışması ‘Hora’ ile adından sıkça söz ettiren Suha ‘dan, müzik yolculuğunu ve Hora’nın hikayesini dinledik.

 

Öncelikle seni biraz tanımak istiyoruz. Özellikle bu yazıyı okuyup seni yeterince tanımayan insanlar için Suha kimdir ve nelerle ilgilenir?

Suha: Tarihi Yarımada’da doğup büyüdüm, belki de beni anlatan cümle, ‘İstanbul’u seven ve ilhamını ondan alan bir 90’lar çocuğu’ olur. Burada şehirden kastım, popülasyondan ziyade, onun binlerce yıllık dokusu, kentin kendisi. Müzik ile ilgilenmeye 14 yaşımda beat’ler yazarak başladım, kendi kendime bir şeyler deneyerek. Ardından ilgim R&B ve Caz’a evrildi. Bu süreçte çeşitli sahneler ve band’lerle çalıştım, commercial iş birliklerinde bulundum. Caz ile yoğun şekilde ilgilenirken de elektronik müzikle tanıştım. Bu tanışma sonrasında aslında bütün bu janrların onun üstünde birleşebileceğini fark ettim ve bu sayede kendi projem olan Suha’ya başladım.

 

suha, hora
– suha, hora

Bunun dışında fotoğraf, video ve dijital kolaj gibi görsel çalışmalarım oldu; örneğin Moonkid EP’nin kapak görselini kendi yaptığımız diğer bir fotoğraf projesinden seçtik. Bir yandan edebiyat ile, batı edebiyatıyla ilgileniyorum ve Amerikan Edebiyatı bölümü öğrencisiyim. Yayımladığım yazılarım, şiirlerim oluyor ancak kendimi müzisyen olarak tanımlıyorum. Belki buna müzik yapıcı da diyebiliriz. Müzik üzerine akademik bir eğitim almadım. Müzisyen kavramı tartışılan bir tabir.

 

“Müzik bir dil”

Edebi yönünün müziğini beslediğini düşünüyor musun?

Suha: Olabilir, kendimizi manevi anlamda ifade edebilmek için dili ve sözü ne kadar bilirsek ifade gücümüz de o kadar artıyor, ki müzik de bir dil. Dillere meraklı olduğum için edebi yönümü yansıtıyor olabilir, hayal gücüyle alakalı her şey birbirinden besleniyor.

 

Elektronik müzik öncesiyle birlikte yaklaşık 10 yıllık bir müzik geçmişin var. Ancak kendi projene başlaman ve sürekli hale getirmen 2016 yılı sonrasında başlıyor. Bu süreç nasıl gelişti?

Suha: 2016 Yılı sanat açısından değişik bir seneydi. Hatta genel anlamda tüm konularla alakalı olarak bir şeylerin birikip patladığı bir seneydi ve ben kendimi toplumun ruhuna yakın görüyorum. Belki de bu yüzden benim de o zamana kadar kafamda biriktirdiğim şeyler o sene patladı. Daha sonra Amerika’ya gittim, iki senelik bir süreçte kafamı dinlemek istedim. Sofar İstanbul videosundan sonra, ‘The Ascent’ teklim yayınlandı. Onun klibini daha underground bir tema ile kendim çekmiştim, çıktığında yine bir PR çalışmasına girmedik. Ben müzisyenin bizzat bu konuyla fazla haşır neşir olduğunda ya yaratıcılığının düştüğünü veya samimiyetinin engellendiğini düşünüyorum. Hora EP yayınlandıktan sonra ufak çaplı tanıtım çalışmalarına başladık, ancak bu çalışmada biraz daha farklı bir yöntem izledim. Önceki parçaları andırıyor ama biraz daha farklı bir kafası var. Hem süre olarak, hem janra olarak biraz daha özgür davrandım. Kısa zamanda sürekli işler yayınladığın zaman bir önceki işine yakın olması gerekiyor, yoksa dinleyiciyle olan iletişimini olumsuz etkileyebiliyor. Belki benim de zamanlama olarak bir süre beklememin sebebi buydu. EP’yi yayınladığımız plak şirketi, The Magic Movement Berlin’de, yönetim işiyle onlar ilgileniyorlar. Önceki işlerimle kıyas edersek bu iş daha rahat ulaştı bir kitleye.

 

Müzik yaptığım masa…

Performanslarında genelde daha minimal ekipmanlar kullanıyorsun. Performans sırasında kullanacağın ekipmanlarını nasıl seçiyorsun?

Suha: Prodüksiyon aşamasında çok fazla üzerine düşüyorum. Çok fazla materyal ve insan gücü giriyor işin içine. Fakat sahne aşamasında prodüksiyondaki ekipmanın hepsini sahneye taşımayı düşünmüyorum, çünkü buna performans anlamında gerek duymuyorum. Bu bir zorunluluk yahut yükümlük değil, tercih meselesi. Tercihlerimi daha sade ve insanların gözünü yormayacak ekipmanlardan yana kullanıyorum. Açıkçası müzik yaptığım masanın üzeri ne kadar doluysa o kadar iyi müzik yapıyormuşum izlenimine kesinlikle inanmıyorum. Bir de parçalar vokal tabanlı olduğu için, hem midi controller ile uğraşıp hem vokali tutturmak biraz uğraşılması gereken bir konu diye düşünüyorum. Yine de genelde büyük sahnelerde minimum iki kişi olarak çıkıyoruz. O zaman çeşitli materyaller kullanıyoruz sahnede.

 

 

Bundan sonraki süreçte nasıl ilerlemek istiyorsun, ilerleyen süreçlere dair planların ne yönde?

Suha: Bu zamana kadar süreç, kendi parçalarımdan sonra bir süre yalnızca müzisyen arkadaşlarımla ortak işler yaparak devam etti. İki EP arasında üç single ve iki feat iş yayınlamıştık. Şu anda da masada birkaç featuring çalışması var, diğer müzisyenlerle ortak yapacağımız işler anlamında. Bunlardan birisi çok sevdiğim İdil Meşe, diğerleri sürpriz isimler. Ardından yayınlanacak yeni bir teklimin mix aşaması içinse Akın Sevgör’le çalışıyoruz.

 

Türkçe müzik

Şarkılarının sözlerinde ve isimlerinde kullanacağın dilde Türkçe’yi tercih etmiyorsun, bunun sebebi nedir ?

Suha: İngilizce’nin tonal yapısını müziğime daha yatkın görüyorum. Müzikte İngilizce ile daha iyi anlaşıyorum ve gündelik iki konuşma dilimden biriyle dengeyi yakalamış sayıyorum. Bunlarla birlikte, biraz koşullanmışlıkla alakalı da olabilir. Ben müziğe başladığım zamanlarda Türkçe müzik daha belirli bir takım sınırlar içerisindeydi. Onun dışına çıkan vokalde, Türkçe’de fonetik yapıyla oynadığınız anda bu insanları irrite ediyordu. Bugünkü gibi değildi birçok insanın müzik zevki. Bugün ise o zaman benimsenemeyen bu durum popüler oldu. Bu yüzden insanların değişken beklentilerinden çok, kendi istediklerimize odaklanmak daha doğru bir tercih gibi duruyor.

 

suha, hora
– suha, hora

Müziğini globalleştirmek anlamında İngilizce’yi etkili görüyor musun?

Suha: Dünya vatandaşı olmakla ilgili bu aslında. İngilizce bir milletin değil, bugün globalleşmenin, dünyanın birbiriyle iletişim kurduğu dil ve elbette yapılan işi dünya geneline sunabilmek için önemli bir araç. Bu gayem de vardı tabi, ancak şu da çok önemli; müziği nerede yapmaya başlıyorsan öncelikle orada sesini duyurabilmen gerekir. Ancak Türkiye’de İngilizce müzik dinleyicisi, toplam kitle içerisinde baktığımız zaman pek küçük bir kesim. Yani sanırım sesimi gerçekten dünyaya duyurmak istiyor olsam, başlangıç noktası olarak İngilizce değil, herkesin rahatça mırıldanacağı Türkçe sözleri tercih ederdim. Ayrıca son üç parçalık Hora EP şarkılarımdaki sözlerin, var olan bir dile ait olmadığını, doğaçlama usulünde sözsüz yazıldığını hatırlatayım.

 

Müzik bir derttir

Peki müziğin sence bir derdi olmalı mı ? Senin müziğinle dinleyiciye vermek istediğin duygular neler?

Suha: ‘Müzik bir derttir zaten’ diyebiliriz. Müziğin kendisi ya eğlenip dans etme, ya da dert edip derin düşünme aracıdır. Yani bize mutlaka bir şeyler hissettirmek zorunda. Benim için insana kendinin yalnız olmadığını gösteren yönü çok baskın, çünkü aynı şeyleri düşünüp yaşamasak da benzer şeyleri hissettiğimizi görebilme imkanı sağlıyor hepimize.

 

Bundan sonraki çalışmalarında yine EP projeleriyle mi devam edeceksin?

Suha: Single olarak da devam edebilirim. Biraz bölerek gitmek lazım diye düşünüyorum, çağın koşullarıyla alakalı. Tabii ki albüm çıkarmak, bir hikaye oluşturmak anlamında eminim ki daha doyurucudur. Ben de şu anda bu hikaye yaratım sürecini EP’de üç uzun şarkıda dahi vermeye çalışıyorum.

 

 

EP çalışmanda sen nasıl bir hikaye yazdın?

Suha: Hermes ve Hezarfen karakterleri var bu çalışmada. Hermes batıyı, Hezarfen doğuyu temsil ediyor. İkisini benim gözümde ortak kılan şey ise ‘kanat’ benzeşmesi. Hermes iletişim, sanat ve entelektüellik tanrısıdır. Bizim kültürümüze ise İdris ve Hızır olarak yansımış. Hezarfen daha yakın bir tarih. O ise azmi, bir kıtadan diğerine geçmeyi ve yaratıcılığı temsil ediyor benim için. Aynı zamanda bir Galata aşığı olduğum için ona da bir selam çakmak istedim. Ancak aralarında bir zaman ve mekan farkı vardı. İkisini birleştirme görevini ise Hora parçası üstlendi. Hora saat, zaman, dağ anlamlarında kullanılmış bir kelime; parçadaki kültürel sesler daha geniş bir coğrafyayı anımsatıyor. Bu iki karakter Hora ismini verdiğim, gerçekte var olmayan bir dağda buluşsunlar istedim. Ancak komik bir tesadüf oldu. Slovakya’da “Suha Hora” diye bir köy varmış, sonrasında bunu keşfettik. Böyle bir yer yok derken, öyle bir yer zaten varmış yani. İlginç oldu o da.

 

Bizans ilahisi var

Parçalarla, EP’nin hikayesini oluşturan hikayedeki karakterleri nasıl eşleştirdin?

Suha: Bu parçalar kendileri göz kırpıyorlardı. Hezarfen’den başlayayım; nispeten kirli sesler barındıran, biraz zorlu başlayan bir parça; Hezarfen’in kendi hikayesine başlarken yaşadığı zorlu süreçleri anlatıyor. Ardından şarkı yükseliyor, aksak ritim bir düşüş sonrasında düzleşiyor ve burası da uçuş evresini simgeliyor. Kullandığım sesler genelde metalik; sanayi devrimi zamanlarını ve Osmanlı’yı çağrıştıran şeyler düşündüm. İçinde bir de Bizans ilahisi var bu parçanın; bu tınılar, Osmanlı’dan günümüze Anadolu ve Türk Müziği’ne büyük etkisi olmuş bir başlangıcı anımsatıyor. Hermes ise biraz daha vokal ağırlıklı bir parça. Biraz 90’ları hatırlatıyor bana; kendime daha yakın buluyorum. Keza trompette Dilan Balkay’ın sample’lanmış tınıları, sıcak synthesizer’ların analog dokusu ile esasen bir dile ait olmayan, doğaçlama olan sözleri var. Herkes başka bir şey anlasın istedim. Hora ise biraz daha down-tempo dans öğeleri ve her taraftan sesler barındıran bir parça. Belirsiz bir ritmin kısa zamanda elektrik gitarı ağırlaması ve sözü piyanoya devretmesi, doğulu etnik ritimlere kabile vari vokallerin eşliği ve tabii coşkulu pirinç üflemeliler; iki karakterin yaşadığı zamanlardan insanların dağın zirvesinde buluşup öforik bir dansa başlaması.

 

Seni yakın zamanda dinleyebileceğimiz tarihi belirlenmiş bir konser planı var mı ?

Suha: Geçtiğimiz haftalarda senin de katıldığın Faz.1 etkinliğinde Mixmag davetiyle yer aldım. Orada olduğu gibi, şarkı sözlü elektronik müzik dinleyicisiyle hoş vakit geçirebileceğimiz bir etkinlik olduğu zaman elbette tekrar görüşeceğiz. Şimdilik kesin bir tarih vermesem de sosyal medya hesaplarımızdan mutlaka öğrenirsiniz, takipte kalın.

 

Bu içerik size ne hissettirdi?
ehehe
0
ilginç
1
kalp <3
5
karasızım
0
olamaz!
0
üzücü
0