levent özer
Levent Özer: “Daha Çok Gitar, Daha Güzel Şarkılar” | Röportaj #12

Caz eğitimi almış fakat Funk, R&B, Soul, Disco ve daha birçok alanda müzikler üretmiş olan Levent Özer, son on yıl içerisinde birçok kayıt gerçekleştirerek yüzlerce performans sergiledi. Teoman, Nil Karaibrahimgil, Nev, Rashit, Rhythm&Mood Orkestra gibi birçok sanatçı ve grupla da aynı sahneyi paylaştı. 2013 yılında “Söyle de Bilelim” adlı ilk albümünü yayınladı. Uzun süredir de ikinci albüm hazırlıklarına devam ediyor. Kendisiyle olan sohbet tadında röportajımızı da sizinle paylaşmak istedik.

Sence gitar çalmak mı sevişmek mi?

Bence ikisi de değil. Ben aşk derim çünkü ikisinde de aşk olmazsa eksiklik hissediliyor ama aşk olduğu zaman belli ediyor kendini. İki olayda da aşkı yakalamaya çalışırsın ve o aşkı bazen gitar çalarken bazen bir filmi izlerken ya da sevişirken hissedersin. Bu önemli bir şey.

Peki yeni albüm ne tarz olacak ?  Ne zaman çıkacak?

Şarkıların çoğu bitti sayılır. Demoları kaydettim ama ne yapacağım bilmiyorum, elimde bir sürü şarkı var henüz nasıl bir stratejiyle yola gireceğimden emin değilim. Ama iki şeyden kesinlikle eminim, birincisi daha çok gitar duyacağız ikincisi de daha güzel şarkı söylemeye çalışacağım 🙂

Çok kötü bir gün geçirdin varsayalım ve akşam konser var. Bu durum senin enerjini nasıl etkiliyor yine aynı enerjiyle sahne alabiliyor musun?

Öncelikle kimin konseri olduğuna bağlı ve seyircinin tepkisine bağlı. Eğer kendi konserimin olduğu bir gün ise zaten günün tamamı çok kötü oluyor. Kendi şarkılarımı çalma konusunda deneyimsiz olduğum için ve 14 yaşımdan beri gitar çalan ve hep başkasının sahnesinde çalan biri olduğum için her gün dükkanına giden bir esnaf kadar rahattım. Ama tabi bunun yanı sıra her zaman ruhumu olayın merkezine kattım. Her şeyin sonunda kendimi kendi albümümü yaparken buldum. İstediğin bir cevap olmadı galiba ama idare ediver 🙂

Günümüzde yapılan işlerin çok geçici olduğunu şarkıların ömrünün kısaldığını düşünüyor musun?

Evet. Zaten sorundan da anlaşıldığı gibi bu “müzik işi” devreye girince tüketilmek üzere hazır kalıpları kovalıyor prodüktörler ve müzisyenler. Bunun sebebi sektörü kendi kendine daraltan kapitalist bakış açısıdır. Mesela bir yönetmenin klip çekimi için istediği ücreti duyunca şok oluyorsun. Yani bazı insanların kazandığı paralar ,yaptıkları işler hayal dünyalarının duvarları arasında kayboluyor. Bunun aksine çok güzel fikirler bu tüketim trafiğinde kayboluyor, aslında kaybolmuyor da ulaşamıyor kitlelere maalesef.

Sahne yapmadan önce çok gerildiğin ya da başına gelen ilginç şeyler oldu mu ?

Tabii ki. Bu olay işin doğasında var. Teoman’la çalmaya başlayacağım zaman mesela. Bir İstanbul konserimiz vardı. Konser öncesi 6 saatlik 15 prova yapmıştık. Çok stresliydi. 2 gün sonra İzmir konseri vardı ve ben tek gitaristtim, hala çok stresliydim. Birkaç parçadan sonra dumandan efekt pedallarını görmek imkansız hale geldi. Gitarımın sesi gitti ve benim 10 saniye sonra solom vardı. Teknik ekipten bir arkadaş koşarak geldi ve ayaklarımın altındaki bulutların arasından kafasını uzatıp hiç bir şey göremediğini söyler gibi kafasını sağa-sola salladı. O an bir karar almam gerekiyordu ve sahnede eğilmek çok amatör gözükecekti, zaman o an çok sıkışıktı. Aniden buluta kafamı sokup onlarca kablodan birisinin çıktığını gördüm, hiç unutmam o sarı küçük kabloyu… Kablomun çıktığını gördüm düzelttim ve günü kurtardık ama tabii ki o stres tüm konsere yansımıştı. Canlı performans her zaman stresli ve zordur.

Sahnede doğaçlama hareketler oluyor mu?

Benim konserimde tabii ki oluyor ama eğer Teoman’a çalıyorsak playlistin dışına çıkmıyoruz. Hitap ettiğin kitle ne kadar artar ise kaygıların o kadar artıyor. En az riski alıyorsun. Teknik olarak o kadar büyük bir denklemin içindesin ki soundcheckte ayarladığın gitar yada her hangi bir enstrümanı önceden bıraktığın gibi bulmak bile bazen müzisyene mutluluk veriyor :).

Ülkemizde sevdiğin gitaristler kimler peki?

Çok var tabii ki mesela Teoman’da beraber çaldığım arkadaşım Tolga Akyıldız’ı beğeniyorum. Ailecek çok severiz zaten camia olarak, babası da gitarist Cihat Abi. Gitaristlerin bütün hayallerini yıkan bir aile. Bilal Karaman’ı çok severim. Benim için bu ülkenin en karizmatik gitaristidir. Çok ukaladır ama bayılıyorum ona. Sarp Maden benim için çok önemli kendisi ilk hocalarımdan ve bakış açısı çok değişik seviyorum bu yüzden.  Yavuz Çetin; herkesin bildiği mihenk taşlarından birisi olan isim saygıyla anıyoruz…

Bir gitaristin, artık gitara sadece bir enstrüman, bir tahta parçası olarak bakmadığı ve bir “müzik insanı” olma yolunda neler biriktire bildiği ve nasıl kullana bildiğiyle alakalı konuşmalıyız . Çünkü müzik, bir enstrümana yüklenmesi gereken duygularla oluşan bir şey değil, tam tersine çok güzel organizma, bir araç.

Ne tarz müzik yapmak isterdin?

Caz. Keşke caz yapsaydım belki daha iyi müzisyen, daha iyi gitarist olabilirdim.

Çalışırken en rahat olduğun iş hangisidir? 

Yani insanlar kıyaslanmaz ama ben tembel bir adamım. Tembellik yaparak en çok eğlendiğim sahne Nil’in sahnesi. Hatta onun “Kek” şarkısını çalamıyordum o kadar tembel ve yoğundum ki. Ama Nil yine de sever beni, ondan öğrendiğim çok şey var.  8 yıldır Teoman’la birlikte çalıştığımı düşünürsek ondan daha çok şey öğrenmişimdir ve Teoman öğrenmeye devam ettiğim bir okul.

Bir çok sahnede çaldın ve bir çok kişiyle birlikte çalıştın bu isimlerden seni en çok zorlayan hangisiydi?

Nev, beni zona hastası yaptı 🙂 Teoman’ın eski grup arkadaşıdır aynı zamanda.

 Son olarak müzisyen olmasaydın ne iş yapmak isterdin?

Say say bitmez 🙂

 

Abone Ol

Son gelişmeleri e-bülten ile takip edin