Şimdi okunuyor:
Şenceylik ile Tatlı Bir Röportaj | Röportaj #23
no land

Müziğine çok güvendiğim ve sevdiğim sanatçıların en başında yer alan Şenceylik ile güzel bir röportaj yaptık! Kendisiyle hem yeni şarkılar hakkında, hem müzik hakkında, hem de sosyal hayat hakkında konuştuk. Şenceylik (Asıl adı Eda Sena Şenceylan), son EP’i “Çok Karışık” ile gönlümüzü hem heyecanlandırdı, hem bolca depresyona sokmuştu…

 

Lafı uzatmadan, soruları bekletmeden başlayalım. Şimdiden iyi okumalar.

 

1- Müzisyen olmak sizin için tam olarak nedir? Hani her enstrüman çalan müzisyen midir,
insan karakteri de müzisyenlik için önemli midir?

Öncelikle bu tatlı röportaj için teşekkür ederim. Selamlar! Benim kafamda ideal müzisyen tanımı, müzik dilini okuyup yazabilen konuşabilen, müzik eğitimine okulda veya kendi başına
belli bir vakit ve enerji harcamış, bir veya birkaç enstrümanı en azından ortalama bir teknik
ve kendine özgü bir stille çalabilen kişidir. O yüzden ben kendimi iyi müzisyen olarak tanımlayamıyorum, armoni/nota bilgim pek olmadığından. Ama öte yandan ifade arzusu ve
ses duymayı, ses çıkarmayı sevmek evrensel bir şey. Nota okumayan, sadece kulaktan çalan,
ortaya güzel bir müzik çıkarabilen kişiyi müzisyen tanımından dışlayamayız. Müzisyenlik ve
insan karakteri soruna gelince, bence iyi bir müzisyen olmak için iyi bir karaktere sahip olmak
gerekmez, kaldı ki iyi bir karakteri tanımlamak da çok zor iş. İyi karakterler de kötü
karakterler de dünyayı değiştirebilirler ve doğru bir vicdan ve adalet seviyesine sahip olmak
gerekliliği ve durumu haricinde, herkes hayatının bir noktasında kötü karakter olarak
gösterileceği bir durumun kahramanı olabilir. İyi müzisyenlikle iyi karakter arasında bir ilişki
kurmaya çalışmak alakasız geliyor. Ha olursa ne güzel, ama olmazsa da karakter
müzisyenlikten bir şey kaybettirmez bence. Mesela John Mayer’in sosyal medyada ırkçı
söylemleri olmuştu, ama müzisyenliğiyle bunun ilgisi yok. Onun müziğini desteklememeyi
takip etmemeyi seçebilirsin ama adamın müzisyenliği orada var olmaya/gelişmeye devam ediyor. Hem iyi karakterli, hem iyi müzisyen kişi tadından yenmez tabii, o apayrı bir şey.

2-Epeydir yeni şarkı yayınlamıyorsun, suskunsun. Bu fırtına öncesi sessizlik mı yoksa? Var mı bir şeyler, dökül Senceylik.

Açıkçası bir yandan full time çalışıp bir yandan tezli yüksek lisans programıma vakit
ayırdığımdan, müzik kaydı ve performans anlamında son bir senedir falan sakin sessiz kaldım.
Fakat bu dönemde birçok şey birikti. Yenileri en yakın zamanda doğru şekilde kaydedip,
içime sinecek şekilde sunmak hayalim.

 

 

 

3- Genç müzisyenleri neler bekliyor bu hayatta. Kolayca pes edenler, tüm hayatını buna adamaya çalışanlar ve neler neler… var mı genç müzisyenlere tavsiyelerin ya da yeni başlayanlara?

Açıkçası tavsiye verebilecek düzeyde olduğumu düşünmüyorum ama “başarmak” ve “pes
etmek” ifadelerinin, kişinin kendi değerleri ve hayata bakışı çerçevesinde birçok farklı tanımı
olabileceğini gördüm. Her yolda olduğu gibi, müzik yolunda da özünü saf halde paylaşmak ve
elindekinin en iyisini yapabilmek için, öncelikle kendini iyi tanımak önemli galiba. Herkes her
an yolda aslında, en “başarmış”ından, en “pes etmiş” görünenine. Bindiğin trenin hızı
değişebiliyor. Dışarı baktığın cam daha temiz ya da soluk olabiliyor, trenin gittiği yol çok sarp
ve sıkıcı veya cennet gibi olabiliyor. Ama sonuç olarak trenin vardığı bir yer yok gibi geliyor
bana, asıl mesele o trene atlamış olmak. Her yolcu şaşkın. Yolcular hem yorgun, hem çocuk
gibi deli dolu. Hem sitem dolu, hem tatmin dolular. Sürekli yükselen veya sürekli düşen bir
grafik değil bence hayallerini takip etmek. Kimse için net bir yol haritası yok. Bizim okuldan
Pagos grubunun solisti Ege var. Çok severim, en candan arkadaşlarımdan. Bir gün alternatif
çimlerde dertlendik gitarlarla oturuyoruz bana yeni şarkılarını çalıyor falan. Müzikten,
hayattan, ailelerden, okuldan, geçimden bahsediyoruz. Bir yerde yükseldim, “Pes mi ettim,
yolda mıyım bilmiyorum ki Ege. Şimdi şu kadar müzik yapıyoruz, yarın bu kadar yapacağız, bir şeyler yaşıyoruz, şarkılar yazılıyor, sonra bir şeyler oluyor, olmuyor, pes etmişliğin kesin bir ölçüsü var mı ki?

Hangi noktada pes etmiş sayılırsın?” dedim. Ta ta ta ta ta ta yardırdım. Hiç
unutmuyorum bir derin nefes aldı, hiç tereddüt etmeden dedi ki: “Pes ettim dediğin zaman
pes etmişsindir.” Uzaktan çok klişe duyuluyor olabilir ama onun bu cümlesi hep aklımda. Yani
senin, kendi göğsünde o sesi hala aynı saf haliyle taşıyıp taşımaman mesele. Galiba bizi
“yaşıyor” hissettiren, bize tanıdık gelen o şey her neyse, ona tutunmak zorundayız. Çok basit.
Kendimize dünyayı dar etmeden. Hırs yapmadan, hedeflere ulaşırken başkalarının kalbini
kırmadan. Sabırla tutunmak, o sese sahip çıkmak gerek. Kendi vicdanında onun varlığını
kabul etmek ve bu anlamda pes etmemek mesele sanırım.

 

 

4- Ülkemiz sence müzik daha doğrusu sanat için ne durumda?

Tüm dünyada olduğu gibi, burada da orijinal ve cesur olan sanatçı ve içerik öne çıkıyor bence.
Orijinal ve cesur duruşunu doğru bir şekilde sunabilmek için sanatçılar büyük bir psikolojik ve
maddi savaş vererek çok çok çok çalışmak, kendilerini sürekli olarak motive etmek ve uzun
vadeli planlarını destekleyebilecek kararlılığa ve azme sahip olmak durumunda oluyorlar.
Kendi özgün içeriğini doğru şekilde sunmayı başarabilen sanatçılar, zaten aranan ve anlamlı
şey bu olduğu için, iyi yerlere geliyor, seyirciyle buluşuyor. Sonrasında belli bir kitle oturunca,
her yerden destek de gelmeye başlıyor anladığım kadarıyla. Ama başlangıçta bunu
yapabilmek zor görünüyor, burada ayrılıyor bence sanatçılar. Dikkatin ve algı kalitesinin
giderek azaldığı bu içerik çağında boş içerik pompası geçidine katılmak da bir yol. Yani tıpkı
bir üretim bandının bir parçası gibi bu sisteme katılmak da var, ama bu uzun ömürlü bir plan
sağlamıyor. Sanatta sansür kabul edilemez, ülkemizde de dünyada da bununla ilgili çatışma
devam ediyor. Öte yandan, yaşadığımız coğrafyada, sanat üretim(ler)inin hacmini ve
derinliğini besleyen bir sürü olaya tanık oluyoruz. Bunlar hem avantaj, hem de yaşamı
sürdürmeyi zorlaştıran, yıldıran faktörler.

 

 

5- Okul, müzik ve Sosyal hayat üçlüsü ile nasıl baş ediyorsun? Genç müzisyensin bunu sana
sormayıp da kime sorarım?

Gerçekten zor.  Ama güzel gidiyor bence. Ben misal fastfood yerken de, aynı anda bir
patates ısırıp bir parça hamburgerden koparıp, bir hüplük kola içmeyi sevenlerdenim.
Uyumlu şeyleri karıştırmayı seviyorum. O yüzden özellikle üniversite hayatı bana çok güzel
gelmişti. Fakat çok yorucu olduğu bir gerçek, insanın biraz kendi kafasını dinlemesi, yalnız
başına kalması lazım. Okul, müzik, sosyal hayat bir arada olunca uyku olmuyor. Bir de buna iş hayatı eklendiğini düşün, Allah bereket versin.  Dönem dönem bir tanesini feda ederek,
toplam çıktıyı maksimize etmeye çalışmak lazım.

6- En son albümde Vera ile bir düete imza attınız. Senceylik vera ve başka kişilerle düet yapacak mı, var mı bir şeyler ortada?

Yapmak istediğim çok şey var, sosyal medyadan yavaş yavaş duyurmaya başlayacağım. Vera
harika gidiyor bence, onlarla bir düet yayınlamayı çok istiyorum. Ahmet Ali Arslan’la kayıtlar
yapacağız, Can Ozan’la buluştuk geçenlerde, birlikte bir şeyler çıkarmak üzerine konuştuk.
Sedef’in (Sebüktekin) şarkılarına da çok hayranım, onunla da kayıt yapmak istiyorum! Arel
Koray ve Ahmet Ali’yle çok yakın oturuyoruz, bu yaz bol bol kayıt yapsak diye hayal
ediyorum. Yaz için deli hayallerim var bakalım umarım güzel şeyler olacak. 

7-Son sorum da boğaziçi’nden gelsin. Boğaziçi müzik hayatına neler kattı?

Boğaziçi’ndeki müzik faaliyetlerime, okuldaki ilk yılımda Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü
(BÜMK) Orkestrası’na gitarist olarak girerek başladım. Takip eden senelerde, eş zamanlı
olarak 2 yıl BÜMK Klasik Müzik Korosu’nda ve 3 yıl BÜMK Rock Müzik Korosu’nda alto korist
olarak söyledim. Acapella müzik insanın kulağına çok şey katıyor bence. Üniversitedeki ilk üç
yılımda en yakın arkadaşlarım hep korolardandı, gittiğimiz ortamda sürekli şarkı söylerdik, 1-3-5, herkes birlikte tınlayacak bir tona girerdi, kimse ana vokalde kalmazdı falan.  Benim
harmonik vokal aşkıma çok şey kattı Boğaziçi koroları. Onun dışında, okulun Taşoda stüdyosu
ve her yıl okul gruplarının sahne aldığı Taşoda festivalleri, okulun kültürünün ve bizlerin
müzik yolculuğunun önemli parçalarıdır. Ayrıca reklam gibi olmasın ama, okulun yokuşundan aşağı kaptırırken yüzünüze vuran rüzgar ya da manzaradaki bir kedinin işvesi de müzik hayatınıza bir şeyler katabilir bu arada, diyerek çenemi kapatayım. Teşekkürler, herkesi gözlerinden öperim.

 

Şenceylik tanıdığım en yetenekli sanatçılardan. Şimdi sakin sakin duruyor ama yakında hepimiz onun adını duyacağız bence! Benim de ilk röportajım onunla oldu. Beni kırmayıp, kabulettiği için bolca teşekkürler. Ayrıca kendisinin bugün doğum günü. Bu yazıyı girmek için biraz kendisini beklettim o yüzden… Nice yaşlara, nice şarkılara Şenceylik.

Yorumları Görüntüle (0)

Cevapla

Mail adresiniz paylaşılmayacaktır.