Şimdi okunuyor:
Perdenin Ardındakiler: Müzik İyiyse İyidir, Kötüyse Kötüdür | Röportaj #21
perdenin ardindakiler

Perdenin Ardındakiler ile müzikte DIY, alternatif müzik ve bağımsız müzik üzerine lafladık. Grubun ileriye dönük ne gibi düşünceleri var sorduk, söylediler. Bir kahve molası tadındaki röportaj için iyi okumalar diliyoruz.

Röportajın ilk sorusu güzel bir gelişmeyle ilgili olsun istiyorum, o yüzden ilk soru Gökyüzü şarkısıyla ilgili. Geçtiğimiz haftalarda Spotify Türkiye Viral 50 listesine girdi şarkı. Böyle bir başarıya ulaşmak nasıl bir duygu?

Bizim için epey heyecan verici bir deneyim oldu açıkçası. Çünkü bizim arkamızda şarkıyı dağıtan, pazarlayan şirketler, kişiler yok. Herhangi bir reklam çalışması yapmadan organik bir şekilde bu kadar ivme yakalamamız bizi çok sevindirdi.

Beraber çalışmaya nasıl başladığınızdan konuşalım biraz. Birbirinizle çalışmaya nasıl karar vermiştiniz? İlk iletişiminiz nasıl gerçekleşmişti?

(Doruk Can Ereşter) Ben o sıralar ilk demo albümüm olan Yokuş Yukarı’yı çıkarmıştım. Direnç de albümü yayınlayan Label’in kurucusuydu. Aynı zamanda EDM ağırlıklı çalışan bir müzisyen, prodüktörmüş (bilmiyordum). Bana şarkılarımdan birini remix yapmayı teklif etti. O sıralarda ben de nasıl daha modern bir sound yakalayabileceğimi düşünüyordum. Dedim ki: “Neden yeni bir şeyler denemiyoruz?”. Ve bu sayede Perdenin Ardındakiler’in temellerini atmış olduk.

Grup olmanın zorlukları olduğu söylenir genelde. Sizde ne gibi sıkıntılar çıkabiliyor? Mesela beste yapma süreciniz nasıl ilerliyor?

(Doruk Can Ereşter) Grup olmak zor bir iş. Özellikle fikir ayrılıkları konusunda çok tartışma yaşıyoruz. Ama bunlar bir şekilde bize fayda sağlıyor. Birbirimizin yanlışlarını görebiliyoruz. Fikir ayrılıkları dışında pek bir sorun yaşamıyoruz. Beste yapma sürecimiz ise Direnç’in bana bir altyapı hazırlamasıyla başlıyor. Ben o altyapıyı dinleyip olumlu ya da olumsuz fikrimi söylüyorum. Eğer o altyapı bende yoğun duygular hissettirdiyse üzerine sözleri yazıp kaydediyorum. Sonra Direnç bu kayıtların mix-mastering işlemlerini yapıyor. Sonuç bizi tatmin ederse şarkıyı yayınlıyoruz, etmezse projeyi rafa kaldırıyoruz 

Gelelim yayınlanan şarkılara. Hep tekli çıkardınız bu zamana kadar. Bu bir tercih meselesi miydi yoksa müzik endüstrisinin getirdikleri mi sizi böyle bir karar almaya yönlendirdi?

Yani ikisi birbiriyle bağlantılı aslında. Albüm çıkarmak zor bir süreç. Şarkıların yazılır kaydedilir sorun değil. Biz bir albümlük şarkı da yaptık aslında. Ama albüm yapabilmek için iyi bir kitle, albümü pazarlayacak kuruluşlar ve para gerekli. Biz elimizdeki imkanlar çerçevesinde müzik yapıyoruz. Bundan da memnunuz. Ama ileride elimize iyi bir fırsat geçerse güzel bir albüm yapmayı da isteriz.

Albüm çıkarma düşünceniz var yani. Peki süreç şu an ne durumda?

Gerekli imkanlara sahip olursak albüm yapmak isteriz. Ama albümden daha önce klip çekmeyi epey istiyoruz. Bu da yine imkan meselesi tabii. Zaman ne olacağını gösterecektir.

Müzik piyasası içinde yaptığınız müziği hangi türde tanımlarsınız? Sizi hiç dinlememiş birisine yaptığınız müziği nasıl anlatırdınız mesela?

Bu biraz zor bir soru. Her şeyden önce şimdilik gerçekten bağımsız müzik yaptığımızı söyleyebiliriz. Ama tür olarak tanımlamak biraz zor ve gereksiz bize göre. Müzik iyiyse iyidir, kötüyse kötü. Müziği sınıflandırmanın çok mühim olmadığını düşünüyoruz.

Perdenin Ardındakiler “alternatif” müzik mi yapıyor? Türkiye’de alternatif müzik tanımlamasının doğru olduğunu düşünüyor musunuz? Alternatif müzik (her neye alternatif olduğunu düşünüyorsanız) gerçekten alternatif mi yani?

Perdenin Ardındakiler bizce alternatif müzik yapıyor. Çünkü biz müzik endüstrisinin yarattığı “iyi müzik” imgesini çok ciddiye almıyoruz. “İyi müzik” denilen şeyin tamamen öznel olması gerektiğini savunuyoruz. Biz bu yapay kalıpların dışında olup içimizden geleni yapıyoruz. Bu yüzden biz piyasanın dayattığı ve belli kalıplarla çevrelediği “müzik” algısına bir alternatif olduğumuzu düşünüyoruz. Piyasa endeksli çoğu şarkının içinin boş olduğunu düşünüyoruz çünkü bizce çoğu hissetmek için değil, daha fazla dinlenmek için yapılıyor.

Alternatif sahneden beğendiğiniz isimler kimler? Kendinizi tür olarak yakın gördükleriniz var mı?

Tür olarak yakın olduğumuz birkaç grup var. Bize ilham veren, şarkılarını sevdiğimiz gruplar. Bunlar Two Feet, Hippie Sabotage, Chase Atlantic, Radiohead, Kwoon, Portishead vs. gibi isimlerle başlar uzun uzun da gider. Hepsini şuan aklımıza getirmemiz mümkün değil. Türkiye içinden de sevdiğimiz sanatçılar var. Mesela Brek, Ars Longa, Jakuzi, Nihil Piraye, Can Kazaz, Gevende gibi.

Bağımsız müzik yaptığınızı söyleyebilir misiniz? Türkiye’de bağımsız kalabilmek ne kadar mümkün?

Evet şimdilik söyleyebiliriz. Çünkü müziğin yapımından dağıtımına kadar biz üstleniyoruz. Kimseye bağımlı değiliz. Yarın bir gün bu değişebilir de. Ama bizce bağımsız kalmak çok önemli bir olay değil. YouTube’a video atarak ünlü olan çok iyi müzisyenler var. Şimdi onların bazıları büyük şirketlerle çalışıyorlar. Daha iyi imkanlarla, daha büyük kitlelere müziklerini sunuyorlar. E şimdi bu insanlar eskiden tamamen bağımsızdı, şimdi değiller. Çünkü belli yükümlülükleri var artık. Belli bir çerçeve çalışmaları gerek. Bizce müziğin iyi olduğu sürece bunun hiçbir önemi yok. Az önce dediğimiz gibi iki tür müzik vardır. İyi müzik ya da kötü müzik. Bunu istersen evde kaydet, istersen binlerce liralık stüdyolarda. Hiç fark etmez. Önemli olan iyi müzik yapmaktır. Bizim de iyi müzik yaptığımız sürece hangi tarafta olduğumuzun pek bir önemi yok.

Bireysel çabalarla güzel bir ivme kazandınız ama daha fazla dinleyiciye ulaşmak için konser neredeyse şart. Yakında konser haberi duyar mıyız?

Duyarsınız diye umuyoruz 🙂

Şimdi çağrışım vakti 🙂

Sarı: Kusmuk
Gitar: Cabbar (Herkes anlamaz)
Ankara: Hüzün
Perdenin Ardındakiler: Yalnızlık
Yalnızlık: Perdenin Ardındakiler

What's Your Reaction?
i like that!
0
ilginç
0
kalp <3
0
karasızım
0
Olamaz!
0
Üzücü
0
Yorumu Göster (1)

Cevapla

Mail adresiniz paylaşılmayacaktır.