Şuan okuyorsunuz
Bi’ Şarkı Bi’ Öykü 4: Dargın Okuma Koltuğu

Şarkılardan esinlenerek yazılmış öyküler serisi. Bu hafta Yüzyüzeyken Konuşuruz’un “Kendi Evimde Deplasmandayım” şarkısına eşlik eden öykümüz: Dargın Okuma Koltuğu

Beş yılda reklamcılık bölümünü bir türlü bitirmişim. Hayallerim için, yeni bir hayat için İstanbul’a taşınacağım. Hatta işimi bile buldum, çok büyük ve ünlü olmasa da güzel işler yapan bir ajansta metin yazarı olarak başlıyorum. Yazdığım metinlerle fark yaratacağıma ve işimde aranan biri hale geleceğimi hayal ediyorum. İşimden de öte heyecan duyduğum başka bir şey var: tutacağım 1+1 evimde tek başıma yaşamak ve orayı keyfimce düzenlemek. Artık 4 kişi aynı evde yaşamak yok, zevksiz ikinci el eşyalar yok, birikmiş bulaşıkları kim yıkayacak kavgası yok. Yeni hayatım, ben geliyorum!

Yüzyüzeyken Konusuruz – Kendi Evimde Deplasmandayım

Üniversite hayatım boyunca bu hayal için para biriktirdim. Şimdi ise İstanbul sokaklarında o evi arıyorum. İçime sineni bulanı kadar da gezmeye devam ediyorum. Sonunda Karaköy’ün arka sokaklarında, apartmanı eski ama içi geçen yıl tadilat görmüş, tam istediğim gibi bir ev buluyorum.

İlk işlem böylece tamamlanıyor. Sonra o evi hayalimdeki gibi dekore etmeye başlıyorum. Öyle lüks ve modern değil elbette, çoğu kendi ellerimle tamir ettiğim ve dönüştürdüğüm hatta bazen de sıfırdan yarattığım eşyalarla. Her şey birbiriyle ahenk içinde, her renk birbirini tamamlar durumda. Her yerleştirdiğim eşyadan sonra şöyle geri çekilip evin son haline bakıyor ve bununla deli gibi mutlu oluyorum. Camın yanına yerleştirdiğim okuma koltuğum sanki bana göz kırpıyor, yeni dünyalara seninle dalmaya hazırım der gibi.

Ajanstan çıkınca sanki evde bekleyenim varmış gibi fazla sosyalleşmeden eşyalarıma koşuyor, onlarla vakit geçiriyorum. Bu durum belli bir zamana kadar devam ediyor, ajansta yeni işe başlayan Ceren’i tanıyana kadar.

Ben öyle içine kapanık, beklemeyi seven adamlardan değilim böyle konularda. Ceren’i görünce de hiç tereddüt etmedim. İş arkadaşına daha ilk günden çıkma teklif etmek mantıklı gözükmeyebilir ama şu hayatta neye ne kadar vaktin olduğunu bilmiyorsun.

Ve evet, sanırım Ceren’de vakit kaybetmeyi sevmeyenlerdenmiş. İş çıkışı onunla bir şeyler içmeye gittiğimde ilk kez aklıma evim gelmiyor. Zaman, Ceren ile birlikte bir başka akmaya başlıyor benim için. Şimdi buraya ilişkinin ilk zamanlarındaki romantik, istek ve şehvet dolu betimlemeleri yapmayayım.

Kısa bir süre sonra Ceren yanıma taşınıyor. Artık çok sevdiğim ama artık ikinci planda olan eşyalarıma ortak oluyor. Okuma koltuğu ise durumdan pek memnun değil. Onun hayalinde üstünde kitap okunması vardı, iki farklı cinsin seks yapması veya bir kadının sutyenin kolluklarından sallanması değil.

Zaman geçiyor, biz değişiyoruz, ilişki değişiyor, Ceren içindeki kıskanç kadını iyice ortaya çıkarıyor, ben daha tahammülsüz bir adama dönüşüyorum, neden olduğunu, sebeplerini unuttuğumuz kavgalar başlıyor. Bazen bardaklar parçalanıyor, okuma koltuğu huzursuzca sallanıyor. Bazen ellerimle yaptığım eşyaların yerini “ama hayatım bu daha moderndi” cümleleri eşliğinde gelmiş başka eşyalar alıyor. Ben Ceren’e yabancılaşıyorum, Ceren bana, ben eve, ev bana, okuma koltuğu çoktan küsmüş, bazı kitaplar arkasını dönmüş. Mutsuzlaşıyorum, hevesim kaçıyor, işler hiç yolunda gitmiyor.

Eve geldiğim bir gün, şöyle geri çekilip bir zamanlar yarattığım eve bakıyorum. Bu ev, o ev değil. Sonra yine sebepsiz bir kavga başlıyor, sonu “Seni sevmiyorum artık” cümlesi ile bitiyor. Düşünüyorum. Ben de sevmiyorum. Zaten artık kendi evimde deplasmandayım. Birkaç parça eşya alıp, artık benim olmayan evi de, Ceren’i de geride bırakıyorum…

Elbette okuma koltuğu da benimle geliyor!

 

Yazarın Diğer Yazıları

 

What's Your Reaction?
i like that!
0
ilginç
0
kalp <3
0
karasızım
0
Olamaz!
0
Üzücü
0
Yorum (0)

Cevapla

Your email address will not be published.

← yukarı çık