Güney Marlen ile “Şişelere Mektuplar” | Röportaj #5

Eski Bando grubundan tanıdığımız Güney Marlen ile, 2016 yılında çıkardığı ilk solo albümü olan ‘Şişelere Mektuplar’ ile ilgili keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Güney Marlen Kimdir? Müzikle Nasıl Tanıştı?

Müziğe hep ilgiliydim ama eve ilk kez gitar sokan abilerimin etkisi ile müziğe kesin bir başlangıç yaptım.
Onlar ailedeki ilk müzisyenlerdi. O zamanki kaset ve CD gibi materyaller eve girdiğinde birçok müzikle de temas etme şansım oldu. Gitarla ilk tanışmam da bana şarkı yazabildiğimi fark ettirdi. Yani 12-13 yıl önce başladı hikaye.

Çocukken kendinize oyun şarkıları besteliyormuşsunuz. Bu yaşlardan mı geliyor müzik sevginiz?

Küçükken oyuncak bir bağlamam vardı. Onunla bizim evin merdiveninin başında oturup söz ve melodi uyduruyordum, muhtemelen anlamsız şeyler. Hatta onun esprisi var aile içinde. Üç-dört yaşlarında bir çocuksun ve “Eski dostum neredesin?” diye bir şey tutturmuşum şarkı diye. “Ne kadar eski dost olabilir ki o yaşta” diye güleriz arada 🙂 Bir potansiyel varmış 🙂

İlk albümünüz olan şişelere mektupların bir çıkış hikayesi var mı? Sizi bu albümü yapmaya iten neydi?

Özetle; gitar çalmaya başladım ve ”Aa ben şarkı yazıyorum, ne keyifli iş bu” dedim kendi kendime. Çocukken hikaye ve şiir yazma, karikatür çizme gibi çeşitli eylemlerle saatlerce uğraşırdım, okuldan gelir gelmez. Tüm günümü harcardım. Sonra bu içimdeki enerjiyi çıkarabileceğim “şarkı yazmak” gibi yaratıclık odaklı başka bir yol keşfedince diğer eylemler yerine sadece söz ve müzik yazmaya, gitar çalmaya ve şarkı söylemeye başladım. Belli bir süre bu yazdığım çizdiğim şarkıları sakladım, kimseye dinletmedim. Sonra yavaş yavaş açıldım. İlk kurduğum amatör gruplarımla çalmaya başlamamla birlikte aklımda hep bir albüm yapma düşüncesi vardı. O esnada yaş 15’ten 18-19’a doğru gidiyor tabii. Eda Baba ile 2008 yılında tanıştık ve Eski Bando’nun temellerini attık. Çok keyifli başladı, konserler hızlandı, talep arttı derken solo albüm fikrim bir köşede bekledi. Eski Bando’nun da şarkı yazarı olduğum için yeterince meşguldüm ve Eski Bando’ya öncelik verdik. Eski Bando’nun ilk albümünü yayınladıktan sonra ‘Şimdi zamanı geldi” dedim ve bir ömür sürecek bir projenin başlangıcı “Şişelere Mektuplar” ile başlamış oldu.

Albümünüzün parçalarına baktığımız zaman hepsinin sözleri çok anlamlı. Bu parçalar bize Güney Marlen’in hayatından bir şeyler anlatıyor diyebilir miyiz?

Parçaları yazarken kendi hayatından tabii ki etkileniyorsun ama bir tek bununla yetinmiyor ve diğer insanların yaşadığı hayatları, hüzünleri, mutlulukları gözlemleyince onlardan da etkileniyorsun. Özellikle hikayesi olan bir şarkı yazılıyorsa yaşadığın ülkenin toplumsal yapısına dair asgari bir fikrin olmalı. O yüzden başkalarına ait yaşam hikayeleri ve kendi yaşam hikayen seni aynı oranda etkileyebilir. Ortak duygularımız çok. Senin hayatındaki bir trajedi ya da komedi başka bir versiyonla bir diğerinin hayatında oluyor. Eğer şarkı dili, bu iki versiyonu tek bir sözle aynı anda anlatabiliyorsa daha etkili ve daha estetik olabiliyor.

Hem Eski Bando olarak hem de Güney Marlen olarak mı yolunuza devam edeceksiniz?

Etkinliklerimiz bu şekilde devam edecek. Hayal Kahvesi Beyoğlu’na veda konserleri kapsamında 28 Mart Salı akşamı “Güney Marlen” olarak konserimiz var. Ayrıca Eski Bando’nun da etkinlikleri devam ediyor. Tarzlar değişir, albümler değişir, konseptler değişir, başka projeler gelir, gelişir. Erkan Oğur, Bülent Ortaçgil ile çalar ama kendi çalışmaları da enfestir. Ya da MFÖ… Hem grup olarak hem de bireysel olarak sahnedeler. Biz de büyüklerimizi örnek alıyoruz 🙂

Üniversite yıllarında ‘Doğru Tercih Marşı’ adlı bir parça yapmışsınız ve Youtube’da çok dinlenme almış. Bu da sizi teşvik etti diyebilir miyiz?

Bunu nasıl buldunuz? 8-9 sene öncesi, tebrik ederim 🙂 Ben o dönemde Endüstri Mühendisliği okuyordum ve akademisyen hocamız Burak Kılanç’ın Doğru Tercih projesine söz ve müzikler hazırlamıştım. Bir iki sene bir TV programının jenerikleri olarak kullanıldılar. İnsana bir özgüven katıyor böyle şeyler tabii ama aslına bakarsak şu anki müzikal düşüncemden uzak çalışmalardı.

Şu anki müzik sektörü ile ilgili düşünceleriniz neler?

Beyoğu’nun durumuna çok üzülüyoruz. Kültürel bir dönüşüm söz konusu ve bu durumdan kültür-sanat camiası payına düşeni alıyor. Bu da büyük bir pay. Çünkü Beyoğlu kültür-sanat demektir. Uzun vadede bu belki geçici bir dönüşüm ama kısa vadede çok can sıkıcı. Beyoğlu’nda konser vermek giderek zorlaşıyor. Son yaşanan patlamalardan sonra insanlar haklı olarak sokağı boşalttı. Hayal Kahvesi Beyoğlu’ndayız şuan ve buranın 25 yıllık bir tarihi var. Bu sezon kapanacak burası. Ayrıca her daim ekonomik sıkıntı potansiyeli var sektörde. Müzisyenler, çoğunluktaki müzik dinleyicisinin beklediği, kolay anlaşılır ve birbirine benzeyen işler yapmaya maruz kalabiliyor. O noktada da üretim anlamında, yaratıcılık anlamında kısırlıklar oluşuyor: Direnenler ise alternatif işler üretiyor. “Posteri var, yol parası yok.” Anlarsınız. Büyük kitleler, müziği hala televizyon, radyo, gazete gibi ana bilgi yayıcılarına göre dinliyor.
İnsanların internet gibi, Spotify ve benzeri müzik aplikasyonları gibi nimetlerden yararlanarak dinledikleri müzikleri yenilerini keşfederek çeşitlemeleri çok daha hakkaniyetli olurdu.

Yakın bir zamanda ikinci video klibiniz de yayınlandı. Neler hissediyorsunuz?

Video klip çekmek kolay bir şey değil. Ama keyifli. Bu konuda yardımı olan arkadaşlarım var. Onların yardımı olmasa o klipler çekilmezdi. Onlara teşekkür ederim. İkinci solo albüm hazırlığına kadar, yeni video-klipler, yeni şarkı kayıtları ya da cover’lar yükleyeceğim, takipte kalın 🙂

ALBÜME DAİR NOT;
BU ŞARKILAR KAZAYLA TEKER TEKER MEKTUPLARA DÖNÜŞMÜŞTÜR BELKİ. VE BU MEKTUPLAR ŞİŞELERİN İÇİNDE,ULAŞAMAYACAKLARI SAHİPLERİNİ BEKLETİYOR OLABİLİR. YA DA ZATEN YAŞANMIŞLIKLARIN SESE BÜRÜNMÜŞ HALİDİR KİM BİLİR…

Şişelere Mektuplar edebi yanı olan bir albüm. Müziği ile beraber sözleri de üstünde düşünülerek yapılmış bir albüm.
Ben o yüzden mektuplara benzetiyorum o şarkıları. Sözler de uzun uzun.
O mektupların da şişelere konulup denize atılmış şarkılar olduğuna inanıyorum.
O şarkılara ulaşan ulaşacak, denize atılan şişelerin kimi insanlara ulaştığı gibi. Benzetme buradan geliyor.

güney marlen
– Güney Marlen (Röportaj)

Teoman’ın sizi Harbiye konserinde sahneye çıkarması çok heyecan verici bir şey olmalı. Sıkı bir dostluğunuz mu var ve ilerleyen zamanlarda sizi beraber bir şarkıda görebilecek miyiz?

Evet, bir dostluk oluştu hatta bir abi-kardeş ilişkisi demek daha doğru olur.
Albümümü dinlemiş ve beğenmiş, bu sebeple bana ulaştı. Çok enteresan bir anı. Konuştuk ve tanıştık. Haziran ayının başıydı. 24 Haziran 2016’daki Harbiye konseri için “Gel çıkalım ve senin şarkılarından birkaç tane söyleyelim” dedi. Konserde iki akustik parça çaldık. Yangın Anında İlk Kurtarılacak Şey ve Kaldırımları İşgal Eden Arabalar idi.
Konserden sonra görüşmeye devam ettik. Bir şeyler yapmayı planlıyoruz ama şu an planlarımız netleşmedi.
Geçtiğimiz haftalarda da Beyoğlu Hayal Kahvesi konserimizi izlemeye geldi. Sahneye davet ettik ve onun bir parçasını ve benim bir parçamı söyledik. İlerleyen günlerde videolarını yayınlayacağız.

Küçükken, daha müziğe başlamamışken dinlediğin hatta ilk açık hava konserine gittiğin isimse bir de. Çok mutlu ve motive oluyor insan. Böyle bir manevi desteğin olması çok kıymetli.

Theodor Adorno’yu bilmeyen bir kimse için onu ya da yazılarını ne şekilde tanımlayıp özetlerdiniz?

Eğer Adorno’nun yap dediğini yapıp yapma dediğini yapmayacaksak müziği bırakmamız gerekiyor belki de 🙂
Tabii ki çok dolu bir adam Adorno ama çok keskin, çok sivri bir dili var. Caz müziği bile yerden yere vuruyor zat-ı muhterem. Şarapçı Remzi’nin Adorno’su olarak geçiyor albümde. Şarapçı Remzi’nin bir kimliği var ve o kimliği tanımaya yardımcı bir kişi, o şarkıda.

Şişelere Mektuplar albümündeki ‘Remzi Amca’ karakteri gerçek yaşantısına şahitlik ettiğiniz bir kişi miydi? Bu karakterin üzerine anlatılacak, şarkılara sığmayan başka ne gibi hikayeler var?

Şarapçı Remzi aslında herkesin tanıdığı biri olabilir. Ben, ona çok benzeyen insanlar tanıdım, özellikle biri o tanıma çok yakındı. Ama Remzi tek bir kişinin kimliği değil, bir ortalama, bir karışım. Şehirde yaşayan insanların toplumsal sıkıntılarına göndermeler yapan bir hikayenin başkahramanı Remzi. Toplumun bazı muhafazakar refleksleri, katı önyargıları ve acımasızlığının ‘turnusol’u Remzi. Elleri kirli ama yüreği temiz. Yani Remzi Amca gerçek aslında,hepimizin hayatında.

 

Abone Ol

Son gelişmeleri e-bülten ile takip edin