Röportaj #2: Açık Seçik Aşk Bandosu

Kimi zaman hissettirdiği duygularla Mariana Çukuru’nda, kimi zaman ise Everest Dağı’nda olduğunuzu düşündüğünüz parçaları yapan Açık Seçik Aşk Bandosu’nu birlikte tanıyalım…

1. Bandonun çıkış hikayesi neydi?

Bundan üç yıl kadar evvel (Kayda Değer isimli internet programını yapmaya başlamadan bir süre önce) tanıştığım, grafik tasarım öğrencisi kız arkadaşıma “popon hep pipimde dursun” diye bir şarkı yapmamla başladı. Arkadaşlarım beğenip internete koymamı istediklerinde, adımın böyle bir şarkıyla anılması aklı başında bir fikir gibi gelmediği için o akşam bir de bana grup ismi uydurdular. Sonra yeni yeni şarkılar yaptım. İnsanlar şarkıları benimsedikçe ilişkimizin ötesinde konulara da değinen şarkılar yaparak devam ettim ve bugün bando, her konuyu şarkıya çevirebilecek bir oluşum halini aldı.

2. Neden bando peki?

Pek çok açıdan bando aslında. Her şeyden önce ilkokulu, okulun bando takımında geçirmemle ilişkili olabilir. Bunun yanı sıra tüm çocukluğumun Johnny Mathis, Elvis Presley, Edith Piaf, Jean Francois Maurice, Charles Aznavour, Jamie Bernstein gibi ismini saymakla bitiremeyeceğim bol orkestrasyonlu ve çok sesli müzikler dinleyerek geçmiş olması bir bağlantı. Ve tabi son olarak H.Ü. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda müzik bilimi okurken ilgilendiğim çok sesli eser analizleri ve dinleme alışkanlığı kazandığım marşlar… Tüm bunlar beni bol “brass”lı, resitatif bir müzik yapmaya yöneltmiş olmalı.

3. Yakın zamanda yayınlanacak single veya albüm çalışmanız var mı?

– Yakın zaman diyemem belki ama bir albüm düşüncesi elbette var. Yalnızca bunun gerçekten bir bando gibi kalabalık ve bol enstrümanlı mı olacağı yoksa gerçekten bir Barış Yerli albümü gibi yalın bir albüm mü olacağı kararı verilemedi. Şayet bu kararı hızlıca verebilirsem, o zaman albüm de yakın zamanda olabilir.

4. İleriye dönük projeleriniz var mı? Varsa neler?

İleriye yönelik projelerim biraz ütopik. Müzik üretmeye, öğrenci eğitmeye yahut sanatçıların aranjörlüğünü yapmaya devam etmeyi istiyorum fakat daha çok istediğim ülkemizdeki akademik müzik eğitiminin içinde bulunduğu vahim duruma biraz el atabilir hale gelmek. Öngörebildiğim gibi ilerleyebilirsem henüz buna biraz daha zaman var.

5. Bando’nun ilk oluşumundan bu yana kendi içinde değişimleri oldu mu?

Bando başından bu yana hiçbir değişim yaşamadı. İlk şarkıdan bu yana her zaman profesyonellikten, ciddi bir özenden uzak, çoğu zaman alkollü, içten geldiği gibi, samimi bir üretim ve paylaşımla ilerlemekte.

6. Bando’nun kimliği ne zaman deşifre oldu? Sonrasında gelişen süreçte neler değişti?

İlk kez Okan Bayülgen’in radyo programına konuk olduğum gün bozulma ihtimali olmuştu. O gün Okan abiyle birlikte yine deşifre etmemeye karar vererek tüm radyo programını kalabalık bir grubun solistiymişim gibi geçirdik. Bandonun yalnızca benden ibaret olmasını deşifre eden şey ise TedX’in beni davet etmesi oldu zira bu geri çevrilmeyecek bir teklifti.

7. Günlük hayatta Barış Yerli ne yapar?

Günlerim uçuk değil. 7/24 yalıtımlı bir ses kayıt stüdyosunda yaşıyorum. Öğrencilerim, şarkılarını yapmakla sorumlu olduğum müşterilerim ve vakit geçirmeyi sevdiğim dostlarımla. Kimi zaman da aşk bandosu dinlemeyi sevdiği için tanışmak isteyen misafirleri ağırlamakla. Nadiren (yetişmesi gereken bir iş olmadığı durumlarda) kahvaltıya rakı ile başlayıp bol neşeli ve erken uykuyla biten günler de yaşanıyor. Az oluyor ama güzel oluyor.

8. Mehtap ile Mehmet parçanızda Mehtap Zengin ve Mehmet Pişkin’i de anarak gönülleri fethettiniz. Bunun hakkında söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Bu şarkı hakkında acıdan başka bir şey söylenemez. Bu şarkıyı yaptığım için bana değil, bu şarkıyı yapmama üzücü bir şekilde vesile oldukları için o insanlara değil. O insanların bu hale gelmesine neden oldukları için bugün popolarının üstünde rahat oturan bir avuç yavşak insana lanet etmek gerekir.

9. Parçalarınızı müstehcen bulup sözlerinizi ayıplayan bir kitle var. Bu söylemleri dikkate alıyor musunuz?

Elbette hayır, dünyadan bir haber yaşadıklarını düşünüyorum. Sevgisiz, kültürsüz, sanatsız. Bir gram estetikten yoksun yaşadıklarını, yaşadıkları için yazık olduğunu düşünüyorum.

10. Şarkı yazma sürecini tetikleyen hikayelerden birini anlatır mısınız?

Yakın tarihte yazdığım “Ne Bileyim Yani” isimli şarkı bir akşamüzeri aniden oluşan bir şarkı. Canım sıkkın oturuyordum stüdyoda… Ekrem Yanık isimli piyanist dostum, güzel dostum gelmişti ziyaretime. “Aç da ne diyeceğini bilemeyen adamı izleyelim” dedi. Sonra gülmeye başladık. O anda bir fikir, dinleyicilerime nedenlerini sordurttu. Onlar iletişim sayfamıza “neden”lerini yazdılar, ben de o nedenleri şarkı sözleri haline getirip nakaratlara ne diyeceğini bilemeyen adamın söylemini yerleştirdim. O şarkı canımın sıkkın olduğu bir akşamda böyle anlık bir biçimde oluşuverdi. Saçma olduğu kadar kara mizah da bir şarkı doğmuş oldu.

11. Bando’nun arkasında kimler var? Kimler bu oluşumun fahri parçaları?

Çok insan var bandonun arkasında. Her şeyden evvel tüm dinleyiciler. Birinin bir şarkıyı paylaşmasından, birinin stüdyoya gelip tanışmasına, birinin gelirken eli boş gelmeyecek kadar ince olmaya özen göstermesinden, birinin bando için bir şeyler yapabiliyor olma isteğine kadar. Bir şekilde imkanlarını zorlayıp her konseri yakalamaya çalışanlardan, gelemeyecek şehirde ise her gün sosyal medya hesaplarına mesaj atarak hal hatır soranlara kadar… Bir de bundan öte müzisyen dostlarım var elbette. Ne zaman rica etsem kırmaksızın şarkılara çaldıkları enstrümanlar ya da sesleri ile dahil olarak güzellik katan. Ali Saran, Merih Aşkın, Ekrem Yanık ve daha pek çok güzel müzisyen dost… Son olarak da müzikle ilgisi dinleyicilikten öteye geçmediği halde ben sağlıklı bir biçimde müzik yapmaya devam edebileyim diye maddi-manevi desteğini hiç esirgemeyen dostlarım var tabi. Hepsine, herkese minnettarım.

12. “Ölüm” şarkısı üzerine konuşacak olsanız, neler anlatırdınız?

Pas.

13. TedX İstanbul’da yer alma süreci nasıl işledi ve orada olmak nasıl bir hissiyattı?

TedX, benzerlerinin Türkiye’de çok daha fazla olması gereken oluşumlardan biri. Gecelerini (tüm işi gücü bittiğinde) rakısını koyup TED videoları izleyerek geçiren biri iken geldi bir gün bu mesaj; “TedX’e katılır mısınız” diye… Çok onure olmuş bir şekilde Aşk Bandosu’nun gizliliğini bir kenara bırakıp katılmaya karar verdim. Her şeyden önce bir Kerem Dündar, bir Mete Atatüre ile bizzat tanışmalıydım. Organizasyonun her anı benim için büyük keyif iken beni azıcık üzen bir konudan söz etmeden geçemeyeceğim ki o da izleyicilerdir. Yıllardır katıldığım bilimsel sempozyumlardan, söyleşilerden, gittiğim opera, bale gösterilerine kadar her seferinde olan şeyin orada da olması… “Sevgi” kelimesini duyunca yüzünde bir parça tebessüm belirmeyen insanların karşısına Aşk Bandosu olarak çıkmak! Çünkü bizim insanımızda “şuan taşaklı bir ortamdayım, espri dahi yapılsa gülmemeliyim ki adam sanmaya devam etsinler” gibi son derece lüzumsuz bir algı-yanılgı var. Bundan kurtulduğumuzda bizi pek çok konuda bağımlı hale getirmiş olan iplerimizden de kurtulmuş olacağız. O gün Aşk Bandosu ile iyi vakit geçiremeyen yahut internet üzerinden izleyince tatmin olamayan pek fikir sahibi arkadaşlara TED video serisinden Amanda Palmer’ın “Sormanın Sanatı” isimli performansını izlemelerini öneririm. O zaman Aşk Bandosu ile ne yapmaya çalıştığımı daha iyi anlayabileceklerdir.

14. Son olarak: Bando bir yana, Barış Yerli kimdi, kim oldu. Bu günlerde ne yapar?

Barış Yerli, içinde sanat olan, bilim olan, fikir olan her zerreye ilgi duydu ve duyar.
Hayatım bando değil, aksine son zamanlarda hayatımdaki pek çok konunun bando ile ilişkilenmesi beni bandodan soğutmaya başladı gibi. Fakat son Ankara konseri (17 Şubat) öyle güzel geçti ki, sanırım son konser olmakla kalmayacak. Ben Barış Yerli kimdi’ye de, kimdir’e de cevap veremem çünkü ben Barış Yerli’yim 🙂

 

Sosyal hesaplar:

 

Abone Ol

Son gelişmeleri e-bülten ile takip edin