Bunu okuyorsunuz:
Keşfedilmesi Gereken Bir Ses: Deniz Mert | Röportaj #64

Keşfedilmesi Gereken Bir Ses: Deniz Mert | Röportaj #64

Bu röportajımızda 2020’den beri playlistlerde yeri olan birini daha yakından tanıyacağız. Yeteneğine ve çok güzel şarkılarına rağmen yaptığı işleri inanılmaz bir tevazuyla anlatan bu sanatçı, Deniz Mert.

Son teklisi Olması Gerektiği Gibi ile kış günlerimize soft bir giriş yapan Deniz Mert ile Olması Gerektiği Gibi, geçmiş projeleri, müziğe bakışı ve favori Spiderman’i gibi birçok konu üzerine konuştuk. Deniz Mert’in sarkastik tavrını ciddi kurulmuş cümleler gibi algılamayın diye güldüğümüzü bolca belli ettiğimiz röportajımızdan sizin de çok keyif alacağınızdan eminiz. Bu nedenle sözü daha fazla uzatmıyor ve sizleri bu inanılmaz samimi ve tatlı röportajla baş başa bırakıyoruz.

 

 

Deniz Mert hoş geldin nasılsın?

İyiyim, teşekkür ederim. Sen nasılsın?

Ben de iyiyim, teşekkür ederim. Bugün birçok şeyi konuşacağız ama önce biraz kendinden, müzikal geçmişinden söz eder misin?

Çok olaylı bir müzikal geçmişim yok aslında. 4-5 yaşlarındayken annem beni masadaki tarağını piyano gibi çalıp şarkı söylerken yakalamış. O halimi görünce, tamam bu çocuk müzisyen olacak demiş. 11 yaşında da gitar çalmaya başladım. Annemin bana “Bir enstrüman çalmak zorundasın. Bir tane seç ve başla.” demesiyle başlayan bir serüven. İlk başta davulu seçmiştim ama annem “Apartmanda davul çalınmaz saçmalama, başka bir şey seç.” dedi (gülüyoruz). Ben de elektro gitarı seçtim. Öğrenmeye başladıktan sonra kendi parçalarımı, minik minik bestecikler yapmaya başladım. Şimdi geriye dönüp bakınca aslında çok amatörce şeyler olduklarını görüyorum. Ama o zamanlar bana göre yılın hiti olabilecek şeylerdi. Üniversiteye başlayacağım zaman müzik okumaya karar verdim fakat o dönem ders aldığım müzik hocalarımın yönlendirmelerinden dolayı müzik okumaktan vazgeçtim. Öyle olunca sinema televizyona girdim, sonra onu da bıraktım çok alakasız bir şekilde sırf diploma olsun diye turizme girdim, bitirdim.

Peki grubun oldu mu hiç?

Grubum hiç olmadı. Zaten eksikliğini en büyük hissettiğim şey de 28 yaşına gelene kadar şarkılarda ve videolarda bas gitarı çalan kuzenim Mehmet Emin dışında çevremde müzik yapan kimse olmaması. Bundan dolayı grubum da olmadı.

 

 

Ben coverlarını da gördüm…

Evet, ilk cover yayınlamaya başladım zaten. Ben normalde insanların yanında gitar çalmaktan bile utanan biriydim. Hatta ilk şarkı söyleme deneyimim de anneme söylediğim şarkı oldu. Yavuz Çetin’den Oyuncak Dünya’yı söylemiştim. 17 yaşındaydım, anneme “Arkanı dön, bana bakma. Ben de sana bakmayacağım.” falan demiştim, bayağı utana utana söylemiştim. Annem de çok duygulandı ben söylerken. Ne kadar güzel sesin varmış, deyince orada “Ben galiba yapabiliyorum bu işi.” dedim. Sonra yüzümün görünmediği gitar videoları, başka görsellerin olduğu cover videoları çekmeye başladım.

Sonra bir gün bir arkadaşıma Logic programının nasıl çalıştığını gösterirken Aynı Yol’u yaptım. Yani şarkının ilk arpejini çaldım sonra “Şöyle yapabilirsin, altına şöyle davul yazabilirsin.” gibi anlatmaya devam ettim. Arkadaşım gittikten sonra da kafamda o vokal melodisi dönmeye başladı. Ben buna söz yazarım dedim ve 1 günde bitti o şarkı. 6-7 ay sonra da yayınlandı ve bu şekilde piyasaya giriş yaptım.

İlk şarkın 2020’de çıkmış ve o sene 2 şarkı yayınlamışsın. İnsanlar çoğunlukla pandemide gaza gelip şarkılarını yağdırmışlardı. Sende tam tersi mi oldu?

O şarkılar pandemiden önce yapıldı zaten. Mix yapma aşamasında Yiğit (Diri) ile kayıtları baştan alalım kafasındaydık çünkü demo kayıtlarıydı. Ama yeni kayıtlarda vokaller asla istediğimiz gibi olmadı, öncekiyle aynı hissiyatı veremedim. Çünkü demo kaydı alırken hastaydım o yüzden sesim biraz kırçıllıydı, burnum tıkalıydı. Aynı hissiyatı geçiremeyince dedim ki hepsini sil, benim sana attığım o ilk mp3’ü düzenleyip onu kullanacağız.

“Nedensiz’i” de pandemiden önce yapmıştık. Ben pandemiye çok inanmamıştım, 1-2 haftaya açılır her yer diye düşünüyordum. O yüzden herkes kişisel gelişim, spor falan takılırken ben yatıyordum yani. Zaten yine aynı koşturmacaya gireceğiz bari biraz dinleneyim kafasındaydım. Bir de insanlar bu kadar üretip paylaşıp “Boş durmuyoruz.” dedikçe sinirlenip daha çok “Hayır ben boş duracağım (gülüyoruz). Hiçbir şey yapmayacağım.” kafasına girdim. O yüzden pandemide yeni bir şey yapmadım.

 

 

Son şarkın Olması Gerektiği Gibi Aralık 2023’te yayınlandı. Soundu diğer şarkılarından farklı, şarkıyla ilgili düşüncelerini merak ediyorum o yüzden.

Ben son 7-8 şarkıdır hem sallayalım hem de dramatik olsun ağlayalım kafasındaydım. Bir süre bunu yaptım sonra sürekli bağırmamdan insanların kafasının şişebileceğini düşündüm. Bir de tekrara düşüp, tekdüze olmaktan korktum.  Daha yumuşak bir şey yapmak istedim. Bizimkilerin yanında gitarla oynarken bir riff buldum. O riff üzerine çıktı bu şarkı. Hatta ben o riffi story atmıştım 8-9 ay önce. Yazlığa yanımda sadece bir akustik gitar götürmüştüm ne yapabilirim diye düşünüyordum. Çok abartı olacak ama John Mayer’imsi bir şey yapmak istedim. Onun %2’si kadar gitar becerim olduğu için…

Benim telefona not aldığım cümleler vardır, onların arasından hangisi bunu daha çok hissettiriyor diye baktım ve iki cümle buldum. Her şey çok iyi görünüyor olabilir ama hiçbir şey olması gerektiği gibi değil… Genel olarak hayat mottom gibi bir şey aslında bu. Dışarıdan bakınca çok iyiyiz ama hiçbir şey olması gerektiği gibi de değil. Sonra bunu nereye çekebilirim diye üzerine gittim. Sözlerini uzatmaya çalıştım ama uzadıkça anlamsızlaşmaya başladı. O yüzden söylemem gerekeni söyleyeyim gerisini de müzikle anlatırım dedim. Bir de çevremden çok fazla akustik parça isteği geliyordu. Son diye bir akustik parçam vardı, böyle bir şey yap diyorlardı. Öyle olunca da alın dedim size akustik parça.

Şarkıda kimlerle çalıştın?

Yiğit Diri diye çok sevdiğim bir arkadaşım var, o hem prodüktörlüğümü yapıyor hem de çok yakın arkadaşım olduğu için beste aşamasında da söz yazım aşamasında da yardımcı oluyor bana çoğu şarkıda. O parçanın da hem prodüktörlüğünü hem de mix masteringini o yaptı. Bas gitarları kuzenim, kardeşim Mehmet Emin çaldı. Videoyu da Ali Karakan diye sevdiğim bir arkadaşım var, çok iyi bir videographer, onunla çektik.

Peki başka akustik şarkılar yayınlamayı düşünüyor musun?

Akustik albüm yapma gibi bir düşüncem var. Şarkıların akustik versiyonlarını çok fazla insan istiyor, onu yapmak istiyorum. Ama aynı şarkının akustik gitarla çalınması gibi değil de farklı bir  aranjman istiyorum, başka bir tadı olsun diye. O da beni yeni bir şarkı kadar heyecanlandırmıyor şuan için. Bir de piyasada no-name bir sanatçı olunca tutunabilmek için aktif olman gerekiyor. Orada da aynı şeyi yapmak yerine yeni bir şarkı yapmak daha çekici geliyor. Ama tabi akustik bir fikir gelirse de yaparım, neden olmasın.

 

 

Hikayesini paylaşmak istediğin bir şarkın var mı?

İnsanlar, yaptığım şarkılar hüzünlü depresif şarkılar olduğu için “Sen neler yaşıyorsun, ne acılar çektin de bu hallere geldin?” gibi şeyler söylüyor. Öncelikle bu şarkılar yardım çığlığı değil (gülüyoruz). Bir hikayeyi yazmam için sadece benim başımdan geçmesi gerekmiyor. Çevremde bir sürü insan, arkadaşım aşk acısı çekiyor, ailesiyle sıkıntı yaşıyor, umutsuzluğa kapılıyor, baskı görüyor. Ben de dahil. Yolda yürürken bile depresyona sebep olabilecek bir sürü olay görüyorsun. Belki de tüm bunları birleştirip kafamda kurduğum daha acı bir hikaye yazıyorum orada. Ama tabi başımdan geçen şeyler de var. Mesela “İstemiyorum” benim müzik sektörüne yazdığım bir şarkıydı. Son 3 senede müzik piyasasına girmeye çalışmamı, dönüşmek istemediğim kişiyi anlatıyorum orada. “Görmedin” bazılarına aşk şarkısı gibi tınlıyor ama ben günümüzde yaşadığımız baskıyı anlattım aslında o parçada. Ailenden baskı görüyorsun, patronundan, eşinden baskı görüyorsun, hükümetten… Hepimiz bu iç sıkışıklığını yaşıyoruz, bir yerlere çekilip sıkıştırılıyoruz. Bunu anlattım ben de.

Sonumuz Yok’tan önce şarkılarında daha “indie” bir sound varmış, şimdi daha “köklere bağlı rock” bir yerdesin. Bu değişiklik zamanla mı oldu? Farkına varmadan mı böyle yaratmaya başladın yoksa bir noktada artık böyle yapacağım mı dedin?

Bu bir günde oldu. Bir sabahta hatta (gülüyor). Indie müziğin popüler olduğu dönemdeydik, ben de dans ederken ağlama fikrini çok seviyorum. “Mutsuzum ama keyfim yerinde” gibi. O nedenle o ara öyle şarkılar yapıyordum. Sonra bir sabah Çilekeş dinliyordum, dedim ki bu adamlar bıraktı, geri de gelmeyecekler, bari ben yapayım kimse dinlemezse en kötü ben dinlerim (gülüyoruz). “Sonumuz Yok”un ilk versiyonu daha sertti aslında bayağı punk rock tarzı bir şeydi. Yiğit’le şarkıya baktık, Yiğit biraz daha beni popa, mainstreame çeken bir arkadaşım, “Sonumuz Yok” o şekilde biraz daha klasik rock tarzı bir şarkı oldu. Sonra da “Görmedin”le devam etti işte. Bakalım kafama eserse bir anda disko popa dönebilirim tekrar çünkü “Bir janra sabit kalmalıyım.” gibi bir düşüncem yok. Güzel müzik, güzel müziktir.

Senin en çok dinlenen şarkın Görmedin. Ve benim de en sevdiğim şarkılarından biri o. Onun bu kadar öne çıkacağını düşünüyor muydun?

Düşünüyordum. İlk defa bir şarkıyı yaptığımda kendimle gurur duydum. Gerçekten bu ne güzel oldu dedim. Diğerlerinden farklı bir reklam kampanyası da yürütmedim ama dinlenmesini umuyordum. Öyle de oldu.

 

 

İstemiyorum’da “İstemiyorum sizden biri gibi davranmayı…” diyorsun ve Görmedin’de de “Büyümek istemedim dayattığınız doğrularla…” Peki şey dediğin oluyor mu, oyunun kuralları buymuş acaba böyle davransam daha mı mutlu olurum?

Yani oyunun kuralını hepimiz biliyoruz ama o kurallara uyup kazanacağının da bir garantisi yok. Oyunu kuralına göre oynayıp sonunda bir de başarısız olacağıma kendi kuralımı yazıp onun peşinden gider gerekirse öyle başarısız olurum. Başarısız olmaktansa kaypak olmak beni daha çok korkutuyor. Oyunu kuralına göre oynasaydık bu dönemde rock yapmazdık zaten (gülüyoruz). Buradan Batu Akdeniz, Umut Er ve Egemen Akkol’a selam olsun.

Şimdi sana bazı şarkılarını soracağım, sana neyi çağrıştırdıklarını söylemeni isteyeceğim.

Aynı Yol: İlk aşk

Mesafeler: Ağlayarak dans etmek

Sadece Durmak İstiyorum: Sıkışmışlık

Görmedin: Baskı, çığlık, başkaldırı, umut, umutsuzluk, şu an

Vazgeçtim: Vazgeçmedim

Olması Gerektiği Gibi: Günümüz, dünümüz. Yarınımız böyle olmaz umarım.

Sana kimler, neler ilham veriyor?

Ben her şeyden ilham alıyorum. Sokaktaki insanlardan, çevremdeki insanlardan, arkadaşlarımın yaşadıklarından… Şu ana kadar 16 şarkı çıkardık, hiçbiri mutlu eğlenceli şarkılar değil. Biraz önce de söylediğim gibi ben de dert ve tasadan oluşmuyorum ama dünyada dert tasa bitmiyor. Sokağa çıkıp etrafına bakınca anlatacak bir sürü şey görüyorsun zaten.

Peki müziğinden etkilendiğin insanlar var mı?

Var tabi. Çilekeş’i, Neyse’yi, Koray Candemir’i, Adamlar’ı, Büyük Ev Ablukada’yı çok severim. Umut Er’in ve Batu Akdeniz’in ve sayamadığım bir sürü rakçı gardaşımın şarkılarını çok seviyorum. Severek dinlediğim beni bir duygu değişimine sürükleyen her şarkıdan bir parça etkileniyorum tabii ki. Ama yani en bariz örnek Çilekeş’in Neyse’nin şarkılarını dinleyip “Ben böyle sert bir müziği, duygusal vokal melodileriyle birleştirip bir şeyler yapabilirim.” diye şarkı yapmaya başlamamdır herhalde. O janrı sevdiğim için, o türü yapan kimse kalmadığı için yaptım tüm bunları.

 

İlk izlediğinde, dinlediğinde çok etkilendiğin sanatçı kim?

Ben zaten çocukluktan beri çok büyük Slash hayranıydım. Büyüyünce Slash olacaktım, olamadım. Hatta kıvırcık peruğum vardı, fötr şapka takıp gitar çalıyordum. Ama ilki galiba, 10 yaşında falandım Limewire’dan Metallica’nın bir konser videosunu indirmiştim. Orada James Hetfield, Nothing Else Matters solosu geldiğinde tabureye topuğuyla tekme atıp soloya giriyordu. O an dedim ki “Ben bu olacağım, bunu yapacağım”. Sürekli rüyalarımda, hayallerimde sahnede solo atarken falan görüyordum kendimi. Yani ilk James Hetfield etkilemiş olabilir.

Dinleyici olarak gittiğin ve unutamadığın bir konser var mı?

Ben konserlere gitmeyi çok seviyorum. Hatta hiç dinlemediğim birini konserde dinlemeyi çok severim. Çünkü o sahnedeki enerjinin çok başka olduğunu düşünüyorum. İstediğin kadar kaliteli bir ses sisteminde dinle, güzel bir ortamda kulağına tak dinle asla konserdeki etkiyi yakalayamazsın. O yüzden bayağı var çok sevdiğim. Büyük Ev Ablukada’nın 21 Aralık’ta Dünyanın Son Konseri konseri vardı o çok iyi konserdi. Büyük Ev Ablukada’nın Mutsuz Parti’si vardı o çok iyiydi. Yine Büyük Ev Ablukada’nın en son albüm lansmanı vardı o da çok iyiydi. İyice fanboy gibi oldum (gülüyoruz). Ben onların sahnesine bayılıyorum onlar çünkü sadece müzikal açıdan değil görsel olarak da büyük işler yapıyorlar.

Ama bende en yer edinen konser Slash konseri sanırım. Çünkü çocukluktan gelen bir hayranlığım var ve karşımda gördüm adamı, nasıl unutayım? Unutamadığım bir diğer konser de Roger Waters’ın İstanbul konseri. Çünkü ona gidemedim, kaçırdığım için unutamıyorum.

 

 

Peki sen kimleri dinliyorsun? Şu an Spotify’ını açsak kimleri görürüz?

Ben Spotify Wrapped’imi paylaşmamıştım çünkü ben tüm sene eşe dosta çalışmışım. Benim listede ilk 5’te Batu Akdeniz, Umut Er, Samed Nalbant (özünde hayvan gibi rockçı olan bir pop dehası) ve MMO (Mehmet Emin) var. Genel olarak dinlediklerimi soruyorsan da bizim çocuklar dışında, Neyse, Çilekeş, Adamlar, Büyük Ev Ablukada diyebilirim. Bir ara Linkin Park’a tekrar sardım, her sabah koşuya çıktığım bir dönemde Linkin Park açıp ağlayarak hüzünlü hüzünlü koşuyordum kendi kafamda klipler çekerek. Çok karışık yani çok alakasız şeyler de dinliyorum.

Yerli sahneden isimler vermen aşırı hoşuma gitti. Çünkü Parcels dinliyorum, John Petrucci dinliyorum da diyebilirdin.

Onları da dinliyorum da onlarla bir gönül bağım yok. Benim coğrafyamın hikayesini anlatanlarla daha çok yakınlık kuruyorum.  Çünkü aynı derde sahibiz. Elin oğlu anlatsın oradan, hayatlar şöyle böyle, diye. Gel kardeşim Türkiye’de müzik yap sonra anlat bana derdini (gülüyoruz).

 

 

 

Seni çok etkileyen bir film var mı? Buna Batman falan diyenler de oldu, çok “sanat” düşünmene gerek yok.

Ben sinema tv okudum yarım dönem. Oradaki ilk derste herkes sevdiği filmi söylüyordu, millet böyle edebiyat parçalamaya başladı sanat sepet falan. Ben de o sırada Spiderman 1 mi daha iyiydi 2 mi diye düşünüyorum. En sevdiğim film Matrix olabilir, onu çok fazla izledim. Her Şey Çok Güzel Olacak aşırı sevdiğim ve ara ara izlediğim bir film. Fight Club çok iyi. Batman serisi çok iyi. Benim en sevdiğim film dönem dönem değişiyor ama en çok izlediğim Matrix’tir. Bir de Gora (gülüyoruz). Instagram’da ve Spotify’da çizdiğim imajı nasıl yıktım (gülüyoruz)… Bu çocuk evde sarhoş gezip şair şair takılmıyor arkadaşlar, Gora izliyor.

Bu sırada neler yaşamışsın abi diyenler… Spiderman dedin, seviyor musun?

Severim.

En sevdiğin Spiderman hangisi?

Tom Holland’ı da seviyorum da esas olan Tobey Maguire. Andrew’u da sonradan sevmeye başladım ama.

Ne istiyorsunuz o adamdan? Kimse sevmiyor Andrew Garfield’ı.

Adam değil ya filmler dandik. Filmler de değil aslında düşmanları kötü. Bir süper kahraman filmini iyi yapan şey düşman kalitesidir. Dark Knight 1-2-3 neden iyi? Çünkü Heath Ledger var, Tom Hardy var, Cillian Murphy var. Hayvan gibi iyi düşmanlar var. Onların karşısında Batman’i ben oynasam ben de Christian Bale kadar olmasa da bir şeyler yapardım gibi.

Benim sorularım burada bitiyor. Son olarak okurlarımıza, dinleyicilerine söylemek istediğin bir şey var mı?

Teşekkür ederim beni dinledikleri için umarım dinlemeye devam ederler. Beğendikleri sürece tabi bir bağlılık hissetmeden (gülüyoruz). Abi o kadar dinledik bari dinlemeye devam edelim demeden. Umarım hepsiyle konserlerde görüşürüz.

 

Deniz Mert’e cevapları için teşekkür ederiz. Siz de yeni şarkılarından haberdar olmak isterseniz Deniz Mert’i Instagram hesabından takip edebilirsiniz.

 

 

Bu içerik size ne hissettirdi?
ehehe
0
ilginç
0
kalp <3
4
karasızım
0
olamaz!
0
üzücü
0